BİR KİTAP TANITIMI

Vasilis Dimitriadis, Bir Evin Hikâyesi: Selânik’teki Mustafa Kemal Atatürk’ün

BİR KİTAP TANITIMI

Vasilis Dimitriadis, Bir Evin Hikâyesi: Selânik’teki Mustafa Kemal Atatürk’ün Evi ve Ailesi Hakkında Türkçe ve Yunanca Belgeler, çev. Gülsün Aksoy-Aivali, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, Türkçeye çevrilen kitap, Türk Tarih Kurumu tarafından 2016 yılının Kasım ayında yayımlanmıştır.

Kitap, Türkçe ve İngilizce özgeçmiş, içindekiler, takdim, önsöz, üç ana bölüm, kitabın birinci bölümü “Mustafa Kemal Atatürk’ün Selanik’teki Evi ve Ailesi”(1-42) başlığını taşımaktadır. “Türkçe Belgeler” (43-424), “Yunanca Belgeler” (425-512) ve “Tablolar” (513-520) başlıklı diğer bölümlerde yazar tarafından incelenen belgeler okuyuculara sunulmuştur.

Bazı çevreler senelerdir Atatürk'ün ailesine dair belge uydurup, iftiralar atarlar. Son yıllarda ortaya çıkan yeni belgeler bu kesimlere birer tokat gibi indi.

Atatürk'ün Kemal isminin okuldaki öğretmeni tarafından verildiğini biliyoruz. Ancak asıl ismi olan "Mustafa"nın niçin verildiği şimdiye kadar bilinmiyordu. Aileler eskiden çocuklarına genelde kendi anne ve babaları ile daha büyük atalarının isimlerini koyarlardı. Atatürk'ün dedesinin ismi Ahmed'di. Ancak ağabeylerinden birine bu isim verilmişti. Ali Rıza Efendi oğluna dedesinin ismi olan Mustafa'yı vermiştir. İlk defa bu kitapta yayınlanan belgeler ışığında Atatürk'ün dedesinin Mustafa olduğunu öğreniyoruz ve Atatürk'ün soyu 18. yüzyıla kadar iniyor.

Atatürk'ün dedeleri Manastır'daki Kocacık Köyü'nden gelip Selanik'e yerleşmiştir.

Atatürk'ün anne tarafından ise dedesi Feyzullah Efendi, dedesinin babası İbrahim Efendi, dedesinin dedesi ise Molla Hasan Efendi'dir. Kitapta hem anne hem de baba tarafından akrabaları hakkında geniş bilgi mevcut.

“Atatürk 1881 yılında Selanik’te doğmuştur. Profesör Vasilis Dimitriadis, Selanik Ahmed Subaşı Mahallesi Numan Paşa Sokak No: 6’daki meşhur Pembe Ev’in arşivlerde izini sürerken sadece evle ilgili değil, Atatürk ve ailesi hakkında da ilk defa ortaya çıkan ve bugüne kadar ki pek çok şehir efsanesini bitirecek belgelere ulaşmıştır. Halen Selanik’te Atatürk’ün doğduğu ev olarak ziyaret edilen ama bazı yerlerde ‘aslında o Atatürk’ün evi değil, sonradan ona yakıştırılmış’ denen ev gerçekten Mustafa Kemal’in doğduğu evdir. Evin bulunduğu semt Selanik’te Türklerin yaşadığı Bayır adı verilen bölgede bulunmaktadır. Semtin adı Rumeli Beylerbeyi Koca Rasim Paşa’nın yaptırdığı camiden gelmektedir.

Kayıtlarda Zübeyde Hanım’ı da daha yakından tanımamızı sağlayan bilgiler bulunmaktadır. Zübeyde Hanım’ın ailesi o çağa göre kadınların çok iyi eğitim aldıkları bir aile olarak belirtilmiştir. Babasının adı Ömer, eşinin adı Halil olan büyükannesi Emine, “Molla” sıfatıyla kayıtlarda yer almaktadır. Bu dinî eğitim almış kadınlara verilen bir sıfat olarak bilinmektedir. Teyzesi Fatma da “Molla” olarak kayıtlarda yer almaktadır. Zübeyde Hanım’ın annesinin yani Mustafa Kemal’in anneannesinin adı Ayşe, babasının yani Mustafa Kemal’in büyükbabasının adı ise Feyzullah’dır. Zübeyde Hanım’ın çiftlik hikâyesinde adı geçen kardeşi, yani Mustafa Kemal’in dayısının adı ise Hüseyin Ağa’dır. 1899’dan önce öldüğü dışında hakkında fazla bilgi bulunmamaktadır. Farsça “Kasımpatı” anlamına gelen çok sık kullanılmayan bir isme sahip olan Zübeyde Hanım’ın belgelerde şahsi mührünün bulunduğu da anlaşılmaktadır. Mühürde “Cüllat-i güldar-i Zübeyde” yazılı olduğu ifade edilmektedir. Yani “İçinde kasımpatı çiçekleri olan palmiye yapraklarından yapılmış sepet” anlamına gelmektedir.

13 Nisan 1887’den önce vefat ettiği kesin olarak anlaşılmaktadır. Keresteci Ali Rıza Efendi’nin mirası eşi, oğlu Mustafa ve kızları Makbule ile Naciye arasında paylaşılmıştır. Atatürk’ün az bilinen kız kardeşi Naciye’nin adı ise Ocak/Şubat 1888’de emlak kayıtlarında geçmektedir.

Selanik kaybedilince Zübeyde Hanım, üç evini bırakarak İstanbul’a gitmiş, ancak ikinci eşi Ragıp Abbas Selanik’te kalmıştır. 1933 yılında Selanik Belediye Meclisi Pembe Evi satın alarak Atatürk’e hediye ediyor. (Aslında satın aldıkları evin Zübeyde Hanım’ın mülkü olduğunu bilmeden...) Kitap bir polisiye gibi bu evlerin izini sürüyor. Ama bence en dikkat çekici yeri Ali Rıza Efendi’nin mirasında bir miktar parası ve ev dışında sıralanan kalemler:
45 kuruş değerinde 6 sof ceket ve bir yelek
20 kuruş değerinde 1 köhne pantol
40 kuruş değerinde 1 palto
20 kuruş değerinde 1 sandık
5 kuruş değerinde Lügat-i Osmani
10 kuruş değerinde Miftah’ul Kulub
Mirastaki son maddede duralım. Miftah’ul Kulub yani “Kalplerin Anahtarı”, Abdülkadir Geylani’nin 15. göbekten torunu Muhammed Nuri Şemseddin Nakşibendi’nin (1801-1863) yazdığı hâlâ daha basılan ehl-i tariklerin en çok rağbet ettiği, tarikat yoluna girenlere okutulan popüler kitaplardan biri.

Mirasında çocuklarına bir Osmanlıca sözlükle birlikte bu kitabı bırakan keresteci Ali Rıza Efendi’nin de ehl-i tarik olduğunu (Kadiri ya da Nakşi) tahmin edebiliriz.

Vasilis Dimitriadis’in “Bir Evin Hikâyesi” muhakkak kitaplığınızda olmalı. Kitabı okurken, borç içindeki keresteci babasından az bir parayla birlikte bir tasavvuf kitabı miras kalmış, dedesi Mustafa’nın adını taşıyan, iyi bir dinî eğitim almış güçlü bir annenin himayesinde yetişmiş Mustafa Kemal’in şahsında bütün bir 200 yıllık sorunlar, travmalar gözlerinizin önünden geçiyor. Mustafa Kemal, 23 Nisan 1920’de Meclis’i açarken arkasındaki levhada Şûrâ suresinin 38. âyeti asılıydı:
“Ve emruhum şûrâ beynehum”...
Orada emredildiği gibi işlerimizi hâlâ istişare ile yürütmeye, daha çok konuşmaya, birbirimizi anlamaya ihtiyaç var.
Kocatepe’den selamlar İbrahim AYAN