BU ÇAĞ, SEVGİ ÇAĞI OLMALI

İnsanlık, sonu açık bir devrim yaşıyor. Bu işin sonu nereye varacak kimse bilmiyor.

MENDERES’İN KAYNAĞI’NDAN-RAİF ÖZTÜRK

BU ÇAĞ, SEVGİ ÇAĞI OLMALI

İnsanlık, sonu açık bir devrim yaşıyor. Bu işin sonu nereye varacak kimse bilmiyor. Hızlı değişimin baş döndüren sarhoşluğunda gözümüzde sis perdesi… Bu yüzden üç adım önümüzü göremiyoruz. Fakat hepimizin bildiği ortak bir şey var; insan olarak çıktığımız hayat yolunda yalnızlaşıyoruz.

Hızlı değişen ve gelişen bu çağa; teknoloji çağı, bilgisayar çağı, bilgi çağı, iletişim çağı diyenler var. Her isim, söyleyenin bakış açısına göre doğru… Asıl doğru ise, bu çağın- bu hızlı değişim ve gelişimin- insanı mutlu edemediği gerçeği…

Bilginin, teknolojinin, iletişimin gelişimi; insanı mutlu edebiliyorsa bir mana ifade eder. Meseleye bu gözle baktığımızda; sonunun nereye varacağını bilemediğimiz bu bilgi devrimi ve teknolojik çalışmaların güme gittiğini söyleyebiliriz. Adına ne derseniz deyin bu çağ, insanın kendi olmasını yasaklıyor, insani ilişkileri bitiriyor, insanı yalnızlaştırıyor, öteleştiriyor ve mutsuzlaştırıyor.

Bu bilgi ve iletişim çağında; küresel sermeye bütün dünyaya hükmediyor. Küresel sermaye tek tip insan yaratarak kendi tüketim toplumunu oluşturmaya çalışıyor. Mutluluğu, çok tüketmekte arayan bir toplum yaratılıyor.

Küresel sermeye, ürettiği iletişim teknolojisi ile özellikle bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin gençlerini esir almış durumda. Aslında insanlık için bir nimet olan görsel ve yazılı basın, bilgisayar, internet ve cep telefonunda görülen gelişmeler; insanları olumlu yönde değil, olumsuz yönde etkiliyor. Hep kendini düşünen, içinde yaşadığı topluma, hatta ailesine yabancılaşan; şan ve şöhret kazanmak, köşeyi dönmek-zengin olmak- böylece mutlu ve saygın bir kişi olmak isteyen, “ben” merkezli bir nesil yetişiyor. Bizim milletimizin önemli özelliklerinden birisi sevinçleri ve kederleri başta olmak üzere, neyi varsa, her şeyini; yeri geldiğinde son dilim ekmeğini bile konu komşusuyla, hısım-akrabasıyla, aç ve açıkta kalan herkesle paylaşmasıdır. Bu güzel özelliğimiz bugün kaybolmak üzeredir. Artık toplumumuzda “gemisini kurtaran kaptan” anlayışı ön plandadır ve kabul görmektedir.

Gençlerin; en iyi okullarda okuması, en iyi mevkilere gelmesi, yüksek kazanç elde etmesi, mutlu ve saygın bir insan olması için özünden, insani değerlerden kopması ve bencilleşmesi, toplumuna yabancılaşması gerekmiyor. Tam tersine gençlerimizin, milli ve manevi değerlerimizle bezendiği ve isteklerine bileklerinin hakkı ile ulaştıkları ölçüde gerçek mutluluğu yakalayacakları nedense göz ardı ediliyor.

Yalnızlaşan ve toplumundan uzaklaşan insanların mutlu olması mümkün değildir. Zengin ve saygın olma hırsımız kadar, balkondaki komşumuza “Günaydın”, yolda karşılaştığımız dostumuza “Merhaba”, yanımızdaki esnafa “Hayırlı işler” diyebilme arzumuz, isteğimiz ve kültürümüz de olmalıdır. Mutluluğu yakalamanın yolunun, kendimizle ve toplumla barışık yaşamaktan geçtiği unutulmamalıdır.

Bugün insanlarımız, nefsinin istekleri ile insani ilişkilerini birlikte götüremediği için yozlaşıyor, yalnızlaşıyor. Yalnızlaşmak; öteleşmek, bunalıma girmek ve ortak değerlerden uzaklaşarak bir girdapta boğulmak demektir. İnsanlarımız ortak değerlerden koptuğu, topluma, ailesine yabancılaştığı, yalnızlık girdabında bunaldığı için her gün toplumsal facialar yaşıyoruz. Bize, her gün bin bir çeşit toplumsal facia yaşatan bu çağ, huzur çağı olamaz. Bu çağ, küresel sermayenin elinde köleleşen, hissetmeyen, sevmeyen, paylaşmayan, böcekler gibi, hayvanlar gibi sadece arzu eden ve bu arzu ile tüketen insanlar yaratmaya çalışıyor. İnsanın yüceliği, kutsallığı karşısında eğilmeyen ve onu mutlu edemeyen bilgi, bilgi olabilir mi? İnsanlığı mutlu etmeyen bilime, bilim denebilir mi?

Bu donuk suratlar, bu taşlaşmış yürekler, bu doyumsuz nefisler, bu hırslar, bu kavgalar-savaşlar, bu sefil dramlar bu çağın eseri… Toplumumuza bakın hele… Aile fertlerinin tamamını kurşuna dizenler, komşusunun el kadar yavrusunu sobada pişirenler, sevgilisini parça parça edip çöpe atanlar, öz çocuklarını sakaklara bırakanlar, anne ve babasını boğazlayıp kesenler, akrabalarını toptan katledenler, arkası kesilmeyen tacizler… Bütün bunlar, bu çağın yarattığı canavarlar…

Bu çağ bizim çağımız olamaz. Bu çağ İslam’ın çağı, bu çağ insanlığın çağı olamaz… Bu çağ sömürünün, bu çağ maddenin çağı, bu çağ bencilliğin çağı… Bu çağ mazlumun değil, zalimin çağı.. Bu çağ, hoşgörünün değil kinin, kanın çağı… Ve bu çağın en büyük eksiği sevgi… Her şeyden önce sevgiye muhtaç insan, sevgiye… O yüzden bu çağ, ilk önce; sevgi çağı olmalı, sevgi… Gelin, açalım kucaklarımızı dört bir yana ve sevelim insanları… Baksanıza, bitiyor insanlık; insanlığın gücü kalmadı.

Saygılarımla…

Raif ÖZTÜRK