RAİF ÖZTÜRK- MENDERES’İN KAYNAĞI’NDAN BAKIŞ
O KARA TREN VAR YA! O KARA TREN!
“DİNAR’IN GELİŞİM MACERASI ONUNLA BAŞLAR”
Dinar, Selçuklu uç beylerinin Anadolu’ya girmesi, Menderes havzasına kadar gelmesi ve 1176 yılında Miryekefolan Savaşında Bizans’ı ters yüz etmesi sonunda kurulmuş bir (Türkmen-Yörük) Oğuz köyüdür.
Osmanlılar döneminde köy, kasaba, nahiye ve kaza olarak Osmanlı idari sisteminde yer alan Dinar; konumu, yeraltı-yerüstü zenginlikleri bakımından gelişmeye müsait olduğu halde bu dönemde bir türlü gelişememiştir. Bunun pek çok sebebi vardır. Sık sık yaşanan yıkıcı ve can kaybına sebep olan depremler ile Menderes yatağındaki bataklık bunun en önemli iki sebebidir.
Dinar, 1908 yılında ilçe olmuş, cumhuriyetten sonra da, bu coşkuyla gelişerek, bir cazibe merkezi haline gelmiştir. Şimdi zaman zaman Dinar üzerine sohbet ederken, Dinar’ın gelişemediğini, “Sandıklı’ya bir bakın, hatta Dazkırı’ya bakın, bu ilçeler bile Dinar’ı geçti,” diyerek yakınan hemşerilerimizi görüyoruz.
Bir kere bu hemşehrilerimize şunu hatırlatmamız gerekiyor. Dinar, 1870’li yıllarda Çivril, Dazkırı ile beraber ayrı ayrı Sandıklı’ya bağlı bir nahiyedir. Demem o ki Sandıklı daha eski bir kazadır, sosyal yapısı ve imkânları Dinar’dan çok daha iyidir. Dinar 1908 yılında kaza olunca, Dazkırı Dinar’a bağlanmış küçük bir nahiyedir. 1954 yılında bağımsız kaza olan Dazkırı’nın bugün geliştiğini görmemek mümkün değildir. Ancak zaman içinde Dazkırı’nın şartları ve imkânları değişmiş ve gelişmesini sağlamıştır.
Asıl söylemek istediğim şudur. Dinar 1908 yılında kaza olduğunda Osmanlı’dan kalma sadece Ulu Cami (1776) vardır. Bir de Bizanslardan kalma Roma Hamamı (Büyük Hamam)… Yani Dinar kaza olduğunda bile küçük bir köy, kasabadır… Dinar, İzmir-Aydın Şimendifer hattı ile değişmeye ve gelişmeye başlamıştır. 1889 tarihinde Dinar’a ulaşan bu demiryolu, 13 Ekim 1889 tarihinde Dinar’da yapılan törenle işletmeye açılmış ve Dinar’ın kaderi değişmiştir. Demiryolu, Sandıklı’ya bağlı Dinar Nahiyesi’nin 1908 yılında kaza olmasını sağlamıştır. Arkasından cumhuriyetin coşkusuyla Dinar büyük bir atılım gerçekleştirmiş, Dinar’ın gelişme istidadını fark eden esnaf, tüccar ve zanaatkârlar Cumhuriyetten sonra Dinar’a gelip yerleşmiştir. Dinar’ın hoşgörülü ve toprak gönüllü halkının gelenleri bağrına basması, kısa zamanda Dinarlılık şuurunu geliştirmiştir. Yerlisi, yabancısı el ele gönül gönüle vererek “ALTIN ŞEHİR DİNAR’I” yaratmışlardır.
1930 ile 1990 yılları arasında “Gidin şu Dinar’ı bir görün” diye parmakla gösterilen şirin kent Dinar, çok büyük fırsatlar yakaladığı helde, siyasetin kurbanı olmuş ve gelişmesini devam ettirememiştir. 1980’lı yıllardan itibaren köyden Dinar’a, Dinar’dan dışarıya göçlerle başlayan gerileme ve yıkım 1 Ekim 1995 depremiyle ALTIN ŞEHİR DİNAR’ın fiziki, ekonomik, sosyal ve kültürel, hemen her alanda yıkılmasına, harman harman savrulmasına sebep olmuştur.
Dinar, deprem sonrasında yeniden toparlanmış ve ayağa kalkmıştır. Dinar’ın bugün pek çok meselesi vardır. Ancak bu problemleri çözecek ekonomik, sosyal, siyasi ve müteşebbis gücü de vardır.
Dinar için çıkış yolu tekdir. Birlik beraberlik ve samimiyet…
Duyumlarımız Dinar’ın yeniden bir atılım gerçekleştireceği yolundadır. Öyle de olmalıdır. Sandıklı’nın, Dazkırı’nın Dinar’ı fersah fersah geçtiğinden bahseden akıl, Dinar’ın bir türlü kabuğunu kıramayışının sebeplerini de, çözüm yollarını da görmelidir.
Çok şeyleri kaybettiğimizi yaşayarak görsem de, hâlâ Dinar için samimi düşlerim ve hayallerim vardır. Dinar yeniden “ALTIN ŞEHİR” olacaktır. Bir sonraki yazımızda ilki beni mutlu eden, ikincisi beni üzen kahreden iki gelişmeden bahsedeceğim.
Sağlıklı ve mutlu günler…
Raif ÖZTÜRK