OSMANLININ YIKILIŞ NEDENLERİNE BİR BAKIŞ

“İhaneti affeden devlete önce kendi tarihi küser,

OSMANLININ YIKILIŞ NEDENLERİNE BİR BAKIŞ

“İhaneti affeden devlete önce kendi tarihi küser,

Adalet sahibi olmayan devlet ise tarihten silinir.”

Osmanlı Devleti’nin yıkılışını ne yazık ki 50 yılda gerçekleşti diye yazar tarihçilerimiz. Hiçbir zaman bu yıkılış hikâyesinin temellerinin ne zaman atıldığını ayrıntılı olarak açıklamazlar. Tarihimizi yorumlayıp, geleceğimizi buna göre şekillendirmede ışık tutacağına inanıyoruz. Biz bu yazımızda bu konu üzerinde düşünce fırtınası yapmaya çalışacağız.

Osmanlı Devleti’nin yıkılışında ekonomi en önemli rolü oynadığını tüm tarihçiler kabul ediyor.

Osmanlı Devletinde savaşlar daima ekonomik kazanç kaynağı kabul edilmektedir. Ganimet elde edilir. Elde edilen ganimetin bir kısmı hazineye bir kısmı da askerlere dağıtılır. Alınan topraklar iskana açılırdı.

Osmanlı da topraklar, Tımar alanları, Padişah hazinesi, Merkezi hazine. Zamanla askerler ve toprak ağaları, toprakları yani tarımın kontrolunu ellerinde tutar hale geldiler.

Osmanlı ordusunun yapısı, paranın öneminin artmasıyla yanlış bir yapılanmaya gitti. Para odaklı bir siyaset izlemeye başladı. Ordu padişahları dolaylı yoldan da olsa savaşa zorluyordu. Bu durum ocağın kaldırılmasına kadar devam etti.

Osmanlıda serbest ticaret kavramı yoktu. Denizcilik ise kendine has ticari kuralları olan ve sermaye hareketi idi. Osmanlı devleti ne yazık ki bu organizasyonu kuramadı. Osmanlının çöküş sebepleri arasında askeri organizasyonun yanında denizcilikte geri kalması da yatar. Özellikle 19. Yy. gelindiğinde Osmanlılar hala kürekli kadırga kullanırken Avrupalılar 600-700 tonluk gemiler kullanıyordu.

Ülkemizi gezen İskoç seyyah Wiliam Lithgow 1632’de gezisinin sonuçlarını değerlendirirken Osmanlıda tüm ticaret malları Yahudi ve Hıristiyanların kontrolünde olduğunu belirtir. Müslümanın Müslüman olmayandan ticaretinin “ Mekruh” inancının hâkim olduğunu yazar.

Avrupa’yı karadan ve denizden ( Akdeniz) kuşatan Osmanlı devleti, okyanus devleti olamadı. Bunun bedelini de sonraki yüzyıllarda fazlasıyla ödedi. Osmanlının yıkılışında okyanus hakimiyeti kuramamış olması ( etkin bir deniz gücüne sahip olamaması yatar. Kanuni döneminde Hint deniz savaşlarında başarılı olunamadığı da bunun göstergesidir.) yatar.

Burada bir tespit yapalım: Mavi vatan parolasıyla hayli ilerleme kaydeden deniz kuvvetlerimize 15 Temmuz öncesi yapılan saldırılar ile deniz kuvvetlerimizin ne kadar geriletildiği hepimizin malumudur. Devam edersek Sevr ve Lozan antlaşmalarının yapıldığı yıllarda ne yazık ki donanmamızın olmadığını da görürüz.

Yavuz Sultan Selim zamanında Mısır fethedilir. Süveyş kanalı açılması gündeme gelir. Ne hikmetse divan üyelerinden bazılarının karşı çıkması sonucu yapılamaz. Sokullu Mehmet Paşa projeyi yeniden gündeme getirir; ama hayatına mal olur. 11 Ekim 1579’da derviş kılıklı biri tarafında öldürüldü.

Ne yazık ki Sokullu’dan 200yıl geçmesine rağmen hiç kanal gündeme gelmedi. Kanal açılmış olsaydı, Akdeniz ticareti canlanacaktı. Demek ki Osmanlının yıkılışını son 50 yılda aramak yerine son 300 yılda aramak gerektiği ortaya çıkıyor.

Osmanlı Devleti’nin yükselme döneminde bile nakit sıkıntısı çekiyordu. Çünkü Osmanlı askeri gücüne sabit ve sürekli güvenilir bir kaynak yaratacak ticaret sistemi ya da gelir getirecek işletme kuramadı. Bu durumu ispatlayan şu olaydı. Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa maaşını almak için devlet hazinesine gidince yetkili tarafından geri çevrilir. Kaptan-ı Derya Kanuni’ye gider. “ Padişahım daha yeni 130 kadırga dolusu ganimet getirdim. Boşaltılması bir haftayı buldu. Dünyaya hâkimiz; ama maaşımı alamıyorum.” Der. Buna şaşırmayan Kanuni “ Senin maaşın Galata tüccarlarından alınan borçlara gitti” diyor. Barbaros, Amerika kıtası için izin istiyor da Pargalı İbrahim, gemilerin okyanuslara dayanıklı olmadığını ve donanmanın İstanbul’dan ayrılmasının sakıncalı olacağı yanında ekonominin yeni donanma kuracak kadar güçlü olmadığını iddia ederek Kanuni’nin izin vermesinin önünü kesiyor.

Bir tespit daha yapalım: Kanuni zamanında Medreselerde okutulan Fen Bilimleri dersleri de kaldırılıyor. Ne güzel ilerleme değil mi!

Sultan Abdülaziz, Almanlarla donanma inşa etmek istediği için bilekleri kesilerek öldürülecek, Sultan II. Abdülhamid ise Berlin- Bağdat demiryolunu inşa etmeden tahttan indiriliyor.

Osmanlı Devleti’ni çökertmek ve Filistin topraklarını elinden alıp, Siyonist İsrail hareketini başlatmaktı. İngiliz Başbakanı Lord Asquith, 1916 yılında Siyonist çıkarlara karşı çıktığı için devrildi. Siyonist Kongresinin siyasi komitesinin ilk toplantısında, Lord Rothschild, Filistin’deki Rothschild sömürgelerinin kurucusu olan Parisli Edmond Rothschild’in oğlu James Rothschild ve Sir Mark Sykes bulundu. Osmanlının parçaları olan Filistin, Ermenistan, Mezopotamya ve Arabistan’a getirilecek yönetimler tartışıldı. Hanedanlar aynı zamanda Osmanlıyı içeriden kemirdikleri gibi kışkırtıyorlardı. Osmanlıda 19. Yüzyılda İtalya’da kurulan devrimci örgüt gibi masonik yapıya sahip İttihat Terakki Partisi’ni ve diğer bir adıyla Jön Türkler hareketini, Cemalettin Afgani aracılığı ile başlatıyorlardı. İngilizler, Bektaşiler, Nakşibendiler gibi Osmanlıdaki sufi tarikatlar ve Afgani’nin özgür masonları ile ittifak yapıyorlardı. (Fetö’nün CIA ile yaptığı ittifaklar gibi)(1)

Osmanlı için Filistin ve Yemen cephesi Ortadoğu’daki topraklarının anahtarı idi. İngilizler için Anadolu ve İstanbul ikinci hedefti. Filistin ve Yemen düşünce Osmanlı çöktü.

Çanakkale’de bizzat İngilizlerle savaştık.(Fransızlar destek verdi. Anzakları ve Hint Müslümanlarını İngilizler getirdi.) Türk’ün başşehri İstanbul ve yerleşme mekanı Anadolu’nun anahtarı Çanakkale idi. İngilizler, Çanakkale’de bizim genç nüfusumuzu neredeyse tükettiler. Osmanlı üniterleşme sürecinin zirvesine askeri ve politik olarak Çanakkale’de ulaştı.( Alman komutanlarla iş yapılamayacağını anladı.) İdeolojik anlamda ise Milli Mücadele yıllarında ancak yaşama geçirdi. “Ya İstiklal ya ölüm” parolası bizi yok olmaktan kurtardı.

Sonuç: Osmanlı da olduğu gibi şimdi de ülkemiz üzerinde her türlü oyun oynanıyor. Siyasilerimiz tarikat ve cemaatler ile yabancı kuruluşlara her zaman mesafeli olmalıdır. Tüm yaptıklarını milletimizin bekası ile değerlendirmelidir.

Saygılarımla

İbrahim Ayan

Kaynaklar.

1-Mert Adaş Devlet Mefkuresi 2. Bizim Kitap s.18