TARİHİ İYİ OKUYABİLİYOR MUYUZ?

Batılılar uzun süreden beri tarih okumakta ve uygulama çok ileriler.

TARİHİ İYİ OKUYABİLİYOR MUYUZ?

Batılılar uzun süreden beri tarih okumakta ve uygulama çok ileriler. Kurdukları araştırma ve üniversitelerdeki kürsülerle gelecekleri için uzun planlar yaptılar. Bunun içinde siyasetlerini bu yönde yaptılar. Özellikle kurdukları istihbarat örgütlerinin dünya genelinde yaptıklarını çalışmalara çok paralar ayırdılar. Özellikle Birinci ve İkinci dünya savaşları sonunda ülkeleri istedikleri yönde yönlendirdiler. Özelikle petrol ve değerli madenlerin bulunduğu ülkeleri sömürge haline getirdiler ya da siyaset adamlarını satın aldılar. Bunun için biraz geriye doğru gitmek gerekiyor.

Sömürüye dayalı Avrupa uygarlığının bir tehlikeyle karşı karşıya olduğu görüşünden hareketle 1905’de Londra’da düzenlenen gizli konferans 1907 yılına kadar devam etti. İngiltere başbakanlık makamında oturan Sir Campbell Bannerman, aynı ortak çıkarları olan devletlerin tek bir sömürü cephesi oluşturması amacıyla İngiltere, Fransa, Belçika, Hollanda, Portekiz, İtalya ve Ispanya’yı bu konferansa davet etti. Ona göre bir yandan Almanya’nın yeni sömürgeci mevcut durumu incelemekle görevli bir uzmanlık komisyonu oluşturulmasını ve konferansa katılan devletlerin ortak sömürü çıkarlarının gelişimini teminat altına alacak tavsiyeler ve teklifler hazırlanmasını kararlaştırdılar. Böylece sömürgeci devletlerin ortak çıkarları, aralarındaki siyasî anlaşmazlıklara rağmen, bu konuda koordineli bir çalışmaya itelemiş oldu. Sir Campbell Bannerman, meşhur tarihçi, sosyolog, coğrafyacı, ekonomist, petrol, tarım ve kolonializm tarihi uzmanlarından oluşan bir konferans düzenleneceğini duyurdu. Bunlar arasında tarih araştırmaları ve Roma İmparatorluğunun yıkılışıyla ilgili çalışmalarıyla ünlü J. James, Napolyon imparatorluğunun doğuşu ve çöküşü konusundaki kitabıyla ün yapan Sorbon’lu Louis Madeline ve diğer birçok ünlü bilim adamı ve profesörler de vardı. Bannerman, üstlendiği görevle ilgili olarak konferansta yaptığı konuşmada şu sözleri söylüyordu:

“... İmparatorluklar doğar, genişler, güçlenir, sonra bir noktaya kadar istikrarlı bir hayat yaşar, arkasından yavaş yavaş çözülmeye başlar ve en nihayetinde yıkılırlar. Örneğin Roma, Atina, Hint, Çin,
onlardan önce ise Babil, Asurî, Firavun imparatorlukları ve benzerleri vardı. Şu anda gücünün zirvesine ulaşan Avrupa emperyalizminin sonunu geciktirecek veya çöküş ve dağılışını engelleyecek sebep ve araçlarınız var mı? Avrupa eski bir kıtadır. Kaynaklan tükenmiş ve bitmiştir; halbuki hâlâ gençlik günlerini yaşayan, daha fazla ilme, organizyona ve refaha koşan başka bir dünya var! Efendiler, işte sizin göreviniz budur ve refah ve hükümranlığımız bu görevin başarısına bağlıdır!..”

Böylece konferansa katılanlar imparatorlukların tarihini, gelişimlerini, nasıl doğup, yayıldıklarını ve arkasından çözülerek yıkıldıklarını, sebep ve sonuçları itibariyle incelediler. Arkasından günümüzde yayılışını durdurmak, İngiliz sömürgeciliğini ise koordineli bir şekil­de genişletmek bu devletlerin ortak çıkarmaydı. Sonuçta adı geçen devletler, aralarında dostluk dayanışması konusunda anlaşarak, mevcut imparatorlukların tarihi gözden geçirildi ve bir yıldan daha aşkın bir süre sonra, ulaşılan sonuç gizli bir rapor halinde İngiltere dışişleri bakanlığına takdim edildi. Dışişleri bakanlığı durumun teh­likeli olduğunu görünce dosyayı İngiltere sömürgeler bakanlığına ha­vale etti. Bu rapor daha sonra sessiz sedasız ortadan kayboldu. İkin­ci Dünya Savaşı’na kadar unutulan bu rapor, Siyonist bir İngiliz gaze­teci tarafından Filistin’deki Yahudi milli yurdunu savunma amacıyla neşredilerek, İngiliz hükümetinin görüş ve kararları, ulaslararası sö­mürgeci devletlerin bu konudaki fikirlerine istinaden İsrail’in kuru­luşunun sosyo-ekonomiko-politik yönden Avrupa, çıkarları ve Doğu üzerindeki hakimiyeti için gerekli olduğu belirtildi.(1)

Raporun en başında, öncelikle tüm kıtalarda çıkarları olan İngil­tere olmak üzere eski dünyadaki sömürgeci devletlerin çıkarlarıyla, Fransa’nın Afrika kıtasında, Çin-Hindi’nde ve Pasifik Okyanu­sundaki çıkarları gözler önüne serildi. Orada ayrıca İtalya’nın Lib­ya’da, İspanya’nın Fas ve Atlanta Adaları’ndaki hayati çıkarlarına de­ğinildikten sonra, dünya hakimiyet bölgelerine taksim edilerek, iti­laf devletlerinden her birine bir veya birkaç bölge tahsis edildi. Bun­dan başka tüm sömürgeci devletlerde ortak temel bir gerçeğe deği­nilerek, Akdeniz’in itilaf devletlerinden her biri için şu anda ve gele­cekte sömürü ve çıkarların korunması konusunda atar damar duru­munda olduğu belirtildi. Gerçekten de Akdeniz onlar için Doğu ile Batı arasında bir köprü, Asya ve Afrika’ya bağlanan tabii bir geçit yolların kesişim noktasıydı. Avrupa ortak çıkarlarını korumayı amaçlayan herhangi bir projenin gerçekleşmesi için bu denizin, gü­ney ve doğu sahillerinin hakimiyetinin elde tutulması gerektiği vur­gulandı. Çünkü bu bölgeye hükmeden, dünyaya da hükmederdi.(2)

"Batı sanayi devriminin birikimleri ve modern teknoloji bu kök o ov e girerse ne olur? Eğer bu halklar bilim, eğitim ve kültüre ağırlık verirse ne olur? Eğer bu bölgede yaşayan halklar bağımsızlıklarını elde eder ve kendi tabii servetlerine sahip çıkarlarsa ne olur?

İşte o zaman sömürgeci imparatorluklar sonlarını getirecek bir darbe alırlar; sömürge rüyaları sona erer; imparatorluğun ana damarları kesilir ve Roma ve Bizans imparatorluklarının çöktüğü gibi çöker.

Raporun can alıcı kısmı ise şöyle:

Asya ve Afrika'da anti-kolonial tehlike zayıftır, ama asıl büyük tehlike Akdeniz'dedir. Bu deniz, Doğu ile Batı arasında bağlantı nok­tası, dinler ve uygarlıklar havzasıdır; güney ve doğu sahillerinde or­tak tarih, din ve dil birliğine sahip bir halk yaşamaktadır. Bunlar, bir araya gelebilmek ve kenetlenebilmek için her türlü vesileye sahiptir­ler. Devrim mücadeleleri ve tabii servetleri bu araçların dışındadır. Batının sanayi devrimi ve modern imkanları bu bölgedeki halkların eline geçer de, eğitim ve kültür seviyesi yükselirse ne olur? Böyle bir şeyin olması demek, Batı sömürgeciliğinin kesin sonu demektir ve dolayısıyla bunun önünü almak için şu tedbirlere başvurulmalıdır:

Ortak çıkarları olan devletler bu bölgeyi parçalara ayırmaya, halkını bölünmüşlük, gericilik ve cehalet içinde bırakmaya devam etmelidirler.

Bu bölgede Afrika'yı Asya’dan ayırmak gerekir. Konsey bunun için güçlü ve yabancı, Avrupa’yı eski dünyaya, aynı zamanda her iki­sini Akdeniz’e bağlayan köprüyü elinde tutan bin insan engeli konul­masını tavsiye eder. Öyle ki Süveyş Kanalı’na yakın bu bölgede, emparyalizmin dostu ve bölge halkının düşmanı dost bir güç oluşsun o da herhalde İsrail olacaktır.