ÜLKEM İNSANLARINI NASIL ANLAYACAĞIZ?

Bir araştırma şirketinin yaptığı anket üzerinden ülkem insanını nasıl anlamam

ÜLKEM İNSANLARINI NASIL ANLAYACAĞIZ?

Bir araştırma şirketinin yaptığı anket üzerinden ülkem insanını nasıl anlamamız üzerine tespitler yapmaya çalıştım. Bu çalışmayı da sizlerle paylaşalım istedim.

Area Araştırma Şirketinin, Türkiye geneli için yaptığı 2025 Nisan ayı anketinde, “Kendinizi hangi sosyo-politik kimlikle tanımlarsınız” sorusuna tek bir cevap verilmesi istenmiş. Verilen cevapların oranları (%) şöyle çıkmış: Atatürkçü: 32,7 Türk Milliyetçisi: 30,3 Muhafazakar: 12,4 Sosyal Demokrat: 9,8 Ülkücü : 4,7 İslamcı: 4,0 Sosyalist: 3,5 Kürt Milliyetçisi: 2,4

Yine aynı araştırma şirketi anketinden yola çıkarak son yıllarda, Türk vatandaşlarının %99'u Türkçe konuşmaktadır. (%93'ü ana dili olarak Türkçe, %6'sı ise ana dili Kürtçe olup ikinci dili olarak Türkçe konuşmaktadır.) Türk nüfusunun yalnızca %1'i hiçbir düzeyde Türkçe konuşmuyor.

Devam edelim: “Ayrılıkçı Kürtlerin” PKK terör örgütü ve liderine sempati ve saygı duyduğu biliniyor. Genellikle yüzde 10 civarında oy alan bir siyasi geleneği temsil eden DEM’e oy verenlerin sadece dörtte biri veya beşte biri ayrılıkçı. (Area’nın son anketinde DEM’in oyu: yüzde 8,6) DEM’e oy veren yüzde 6-8 mertebesindeki vatandaşlarımızın oy verme saikleri ayrılıkçılardan farklı sebeplere dayanıyor. DEM seçmeninin önemli bir kısmı başta İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Adana gibi büyük şehirlerde yaşıyor veya akrabaları buralarda.

Terörsüz Türkiye Projenin başlatıcısı olan AKP ve MHP ” sorulan sorulara nerdeyse tüm vatandaşlarımız Terörsüz Türkiye” istediklerini söylüyor. “Bunun karşılığında herhangi bir konuda pazarlık yok” mesajı veriyorlar. Şehit ailelerini bir kenara bırakalım. Türk-Kürt evlenmelerinden doğan akrabalıklarda yaratacağı travma apayrı bir sorun olacaktır. Terörsüz Türkiye’nin bu yanına bakan yok.

Teröristbaşının, hapisteki ve dağdaki teröristlerin affından başlayıp, Anayasa’da Türk Kimliğinin yanında Kürt ve Arapların kurucu unsur olarak kabulü, Eğitim dilinin Türkçe olması şartının kaldırılması gibi hepsi ayrılıkçıların dile getirdiği talepler gündemde. Bu konuda DEM hariç parlamentoda temsil edilen partilerin raporları ile çelişiyor. Dünyada bir uygulaması olamayan bir şey. ABD’ye bir bakalım: Alman 42.8 milyon, İrlandalı 30.9 milyon, İngiliz 24.5 milyon , Meksikalı 18.5 milyon, İtalyan 15.6 milyon, etnik kökeni belli olmayan 20.2 milyon diğerlerini yazmadık. Eğitim dili İngilizce. Biz Türk milleti abdal mıyız?

Peki, bu projeyi yürüten AKP kendi tabanındaki ve MHP kendi tabanının tamamını oluşturan Atatürkçü/Türk Milliyetçilerine ve muhafazakar insanlara fikrini sordu mu? CHP, Atatürkçü/Milliyetçi/Ulusalcı kitlesine sorarak mı bu kararı verdi?

CHP’li olmadığı halde, iktidarın hukuksuzluklarına karşı çıktığı için Ekrem İmamoğlu’nu destekleyen, iktidara tepki olarak CHP’nin mitinglerine katılan Atatürkçü/ Milliyetçileri küstürmek pahasına bu tavır doğru mudur?

Bu arada siyasete soyunanları da anlamak pek mümkün olmuyor. Bazı dizilerde şalvarlı ve sarıklı idareci ve savaşçıları gören insanlarımız bunun milli kıyafetimiz olduğunu dile getiriyor. Bizde şalvarla ilgili kısa bir araştırma yaptık işte sonuç:

Bir şalvar davası başladı gidiyor, bakalım nereye varacak! Şalvarı dinsel bir kıyafet sanıyorlar, hatta TRT dizilerini izleye izleye yerli ve milli görüyor da olabilirler.

Şalvar Asya giysisi, şimdi bile Hindistan’da, Pakistan’da, Bangladeş’te hala yaygın. Slavlarda da eski yöresel bir giysi, polka oynayan erkelere bakan şalvar görür. Şalvar sözcüğünün kökeni bile ne Türkçe ne Arapça, Farsça.

Hani yeri de gelmedi ama işin ekonomisine de birazcık bakalım, sömürgeci İngilizler o üç metre kumaştan yapılan şalvarı çok sevdi. O başa sarılan yirmi metrelik tülbendi de çok sevdi, o beş metreden yapılan siyah çarşafları da pek sevdi. Bunlar ne çok ne bol kumaş kullanıyor, dedi.

İngiltere’nin tekstil şehri Mancester City’e üç yüz yıl aralıksız satış yaptıran bayram yaptıran da işte bu kisvedir, sömürgecilerin en büyük kozu, petrolden önce işte bu kisve piyasası vardı.

Bari üç metrelik şalvar kumaşını sen kendin üretebilseydin. Gandi bile halkına, milli direniş olarak, milli kurtuluş olarak yün çıkrığını gösterdi. Bu küçük el tezgahını bırakırsak İngilizlerden kurtulamayız, dedi.

Mustafa Kemal’in ilk işi Nazilli fabrikalarının değerini seksen yıldır zaten kimseye anlatamadık. Öyle bir kisve ki Osmanlı halka yalvar yakar ferman üstüne ferman, yahu yeter İngiliz kumaşı almayın.

Yani hatırlatalım dedim İngilizlerin sömürüye şalvardan çarşaftan başlamasını. Şalvar ve çarşaflarımıza sattığı kumaşlarla güneş batmayan İmparatorluğun ayak sesleri ve işgalleri işte tekstille başladı.

Bizim kıyafetimiz millî midir? Bizim kıyafetimiz medeni ve beynelmilel midir?

Hayatı yaşama tarzı, kültürü, ahlakı, milli duyguları ve inançları bakımından da T.C. vatandaşları en homojen topluluklardan biridir. Türkiye’nin Türkleri ve Kürtleri düğünü, cenazesi, mutfak kültürü, ahlak anlayışları ve milli refleksleri vd. tam bir benzerlik arz ederken bizi yönetenler Türkiye’yi etnik bir mozaik haline mi getirmek istiyorlar.

Bütün bunlardan sonra ben nasıl anlayacağıma bir türlü karar veremedim. Siz karar verin okuyucular. Saygılarımla

İbrahim AYAN