Ukrayna ve İran’daki savaş çevremizde Türkiye’yi de içine alacak genişleme

TERÖRSÜZ TÜRKİYE’NİN ABD İÇİN ÖNEMİ

Ukrayna ve İran’daki savaş çevremizde Türkiye’yi de içine alacak genişleme tehlikeleri taşırken, İsrail ile yaşanılan suni gerginlik yıllardır coğrafyamız ile ilgili gerçek niyetleri saklıyor. 2000’li yıllardan başlayarak devam eden, İslam ülkeleri için ABD liderliğinde kurgulandığı bilinen bir proje var. ABD tarafından, Büyük Ortadoğu Projesi ile Türkiye’ye Türk-Arap-Kürt Konfederasyonu ile Ortadoğu jandarmalığına yönlendirilmeye çalışılıyor.

“Terörsüz Türkiye” açılımının ana gerekçesini “ülkeyi iç istikrara kavuşturarak, dışarıda bölgesel operasyonların önünü açmak” olarak ifade ediliyor. Bu bir ABD dayatması gibi geliyor.

Bu bir “proje” olarak sunulduğuna göre, bu projenin tasarımcıları ve ondan belirli sonuçlar elde etmeyi uman aktörleri olsa gerekir. Fakat süreçten kimlerin ne kazanmayı umduğuna bakarak projenin siyasal mantığını anlamak mümkün.

ABD’nin Beklentileri

ABD açısından bu proje hem askerî hem ekonomik yönden desteklenebilir nitelikte. Eski Suriye düzeni ABD açısından giderek pahalı ve çelişkili hâle gelmişti. ABD yönetimi bir taraftan NATO bakımından büyük önem taşıyan Türkiye’yle çalışıyor, diğer taraftan silahlandırdığı SDG/YPG’yi Amerikan askerlerinin gözetimi altında tutuyordu. Bu düzenin devamı, ABD’nin Suriye’de belirsiz bir süre asker bulundurmasını da gerektiriyordu.

Esad rejiminin çöküşü bu açmazdan çıkmak için yeni bir imkân yarattı. Yeni koşullarda PKK’nın tarihsel örgütsel biçimi şeklen tasfiye edilebilir, SDG ortadan kaldırılmak yerine yeni Suriye devletine entegre edilebilir ve Kürtlerin belirli siyasal ve kültürel kazanımları mevcut devlet sınırları içerisinde korunabilir.

Böylece ABD, bölgedeki silahlı Kürt güçlerini bütünüyle terk etmeksizin PKK’nın yarattığı yükten, Türkiye ile YPG nedeniyle yaşadığı sürekli gerilimden ve Suriye’deki doğrudan askerî maliyetten kurtulma imkânı elde ediyor.

Projenin bir de ekonomik boyutu var. Parçalanmış savaş ekonomisinin yerine Şam merkezli, Türkiye ve Körfez sermayesine açık ve Batı ekonomik sistemiyle yeniden bütünleşen bir Suriye öngörülüyor.

Böylelikle SDG’nin kontrolündeki petrol ve doğal gaz kaynakları merkezi yönetime dönebilir; Körfez sermayesine Suriye’nin yeniden inşasında geniş bir alan açılabilir; Türkiye ise ticaret, enerji, ulaştırma, lojistik ve müteahhitlik bakımından Suriye’nin başlıca kapılarından biri hâline gelebilir. Bunun sonucunda İran ve Rusya’nın Suriye’deki askerî nüfuzunun yanında ekonomik nüfuzu da gerileyebilir.

Suriye’deki askerî yükü azalacak, silahlı Kürt güçleri tamamen terk edilmemiş olacak, Türkiye-YPG arasındaki kronik gerilimi sürekli yönetme zorunluluğu hafifleyecek ve yeni Suriye Batı-Türkiye-Körfez eksenine yaklaştırılırken İran ile Rusya’nın bölgesel nüfuzu daraltılacak

Yazımızı ABD’nin Ankara Büyükelçisinin “Terörsüz Türkiye projesinin neye hizmet ettiğini, Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack açıkladı.

Tom Barrack, “Türkiye ile PKK arasındaki barış sürecine nasıl bakıyorsunuz” sorusuna, “Hayranım. Bence bu 40 yıllık bir kafa karışıklığı iklimi. Yürütülen barış sürecine baktığınızda çok iyi profesyoneller var. Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Hakan Fidan ve İbrahim Kalın Öcalan ve diğer Kürtlerle ilişki kurma konusunda harika bir iş çıkardılar. Ve bence bu yok daha uzun. Bu, Kürtlerin yaşadığı dört büyük ülke arasındaki yanlış anlamaların tüm parçalarını kapsıyor. Herkesi bir araya getirme ve Kürtlerin kendi yaşamlarını kendilerinin belirlemesine imkân tanıma fırsatı. Bu yüzden Kürtler için umutluyum. Suriye bunun harika bir örneği oldu.” diye cevap verdi.

Başka lafa gerek yok; Tom Barrack, "Terörsüz Türkiye” sürecinin asıl hedefinin ne olduğunu olduğu gibi anlatmış.