“Tarih, zamanla yalana dönüşen gerçeklerdir; Efsaneler ise zamanla tarih olan yalanlardır.”
25 Nisan Anzakların Derin Nefreti
“Tarih, zamanla yalana dönüşen gerçeklerdir;
Efsaneler ise zamanla tarih olan yalanlardır.”
Sean Cocteau
Birinci Dünya Savaşı’nın başladığı günlerdeyiz. İngilizlerin sömürgelerden asker ihtiyacını karşılamak için çaba harcadığı zamandı.
Hasta adam olarak anılan Osmanlı Devletini saf dışı bırakıp, Rusya’ya yardım götürmek gerekiyordu. Ne yazık ki sömürgelerden biri olan Avusturalya’dan istenilen katılım bir türlü sağlanamıyordu.
Müttefik orduları Çanakkale Boğaz’ından geçip imparatorluğun başkenti İstanbul’a ulaşma hayalleri dünyanın en büyük donanması, kendi ülkelerinden uzak topraklarda gerçekleşen Avrupa’nın savaşına niye katılsınlar ki işte burada İngiliz oyunu devreye giriyor.
Broken Hill’de (Avusturalya’nın ilçesi) güzel bir yılbaşı sabahıydı. Güneşli ve sıcak bir piknik için mükemmel bir gündü. Her yılbaşı kasabadaki herkesin katıldığı bir piknik düzenlenir. Aileler trene atlarlar ve hep birlikte Broken Hill’in birkaç mil güneydoğusundaki Silverton isimli kasabaya piknik yapmaya giderler.
Tren, Silverton kasabasına doğru düdüğünü çalarak giderken iki aşağılık Türk(!?) çok yakın mesafeden trendekilere ateş açar. Çok sayıda insan ölür. 17 yaşındaki güzel bir kızın beyni parçalanır. Nişanlısını bu halde gören genç ve diğer insanlar Türklerden nefret ederler.
Gelelim işin aslına: Ocak ayında gazetelerde (yazar) “ anlayamadığım şey, iki Türk’ün Avusturalya’nın ortasında ne işi vardı?”
Yine gazetelerde piknik treni saldırısının öcünü almak için kaç Türk öldürülmeliydi? Broken Hill sakin bir madenci kasabasıydı. Kasabada Hintlilerde yaşamaktaydı ve mahalleleri de ayrıydı.
Savaş muhabiri Mısır’da bir aylık eğitim sırasında genç Anzaklı ile bir barda karşılaşıyor ve çıkan kavga sonucunda askerler ayrılıyorlar. Bir aylık eğitimden sonra Çanakkale önlerine geliyorlar. Müttefik donanmaya bağlı Minnewaska gemisinde aynı gençle karşılaşıyor. Genç küpeşteden sarkarak aşağıdaki arkadaşına duyabileceği bir sesle bağırıyor. Türklerin işini bitireceğiz. Delik deşik edeceğiz.
Mısır’da gece kulübünde karşılaştığımız muhabir değil misin? Evet cevabını alıyor.
Genç biraz korkuyorum ama birkaç Türk’ün kafasını ezdikten sonra İstanbul’da keyfime bakmaya de can atıyorum!
“Peki, Türklere niye bu kadar düşmansın?”
“onların hepsi alçak, terörist piçler! Onlardan nefret ediyorum! Arkadaşımın nişanlısına yaptıklarının intikamını alacağım!”
O genç askeri bir daha görmedim Bir süre sonra KabaTepe yakınlarında 25 Nisan sabahı gerçekleştirilen o hatalı çıkartmada ilk vurulanlar arasında olduğunu öğrendim. Bir Türk bile öldüremedi. Aylar boyunca Avusturalyalı ve Yeni Zelandalı asker bu sonla karşılaşacaklardı. Kendi ülkelerinden binlerce kilometre uzakta bulunmalarının intikam ve nefret dışında, hiçbir sebep yokmuş.
Anzakların nasıl bu hale geldiklerini ve İki Afganlının kasabada yaşayışlarını, dönen dolapları öğrenmek istiyorsanız. Derin Nefret’in kitabını mutlaka okumalı. Çünkü İngilizceden dilimize çevrilen roman türündeki eseri Ömer Ertur Akıl Fikir yayınlarında çıktı.
İbrahim AYAN