ABD emperyalizmi ve savaş aygıtı, siz onunla ilgilenmezseniz de sizinle
Emperyalist Amerika’yı Anlamak
ABD emperyalizmi ve savaş aygıtı, siz onunla ilgilenmezseniz de sizinle ilgileniyor ve bu ilgisi devam edecek. Amerika'nın tüm dünyaya yayılan askerî varlığı, stratejileri, doktrinleri ve güç ilişkileri çözümlenmeden çağımızın sorunlarını doğru bir temel çerçeveden değerlendirebilme imkânı yoktur. ABD'nin "düşman" ve "tehdit" belirleme süreçleri, başkanların veya silahlı bürokrasinin gelişigüzel seçimlerine değil, uzun zamana yayılan egemenlik sisteminin güç, çıkar ilişkilerinden beslenen plân ve programlarına dayalıdır. Bu yönüyle savaş-politika, egemen sınıfın çıkarlarıyla ya da Clausewitz'in anlatımıyla "ticaret"le iç içedir.
Amerikan egemenlik sisteminin belirlediği "ulusal çıkarlar" çizer. Stratejik serbestiyet ilkesine göre ABD'nin dost ve müttefikleri yoktur, sadece çıkarları vardır. Bu çıkarlara uygun davranılmaması durumunda ABD açısından ahde vefa zorunluluğu hiçbir anlam taşıma/ George Washington bu konuda şunları yazar;
Belirli uluslara karşı kalıcı müzmin antipatilerin ve diğerlerine karşı da ateşli bağlılıkların dışlanmasından daha önemli bir şey yoktur,.. Bir başka ulusa karşı alışkanlık halinde kin veya alışkanlık halinde düşkünlük besleyen bir ulus, bir dereceye kadar köledir. O, düşmanlığın veya sevgisinin kölesidir. Ve bunların her ikisi de onu sorumluluğundan ve çıkarlarından başka yöne saptırmaya yeterlidir
Washington, serbestiyet kavramı ile "kendi çıkarlarının bilincinde olmak" ilkesini ilk formüle edenler arasındadır. Aslında Demir Şansölye Bismark'tan önce ABD'nin "kurucu atalar" ı, onun görüşleri ile çakışan ve "reelpolitik" olarak nitelendirilen pragmatik ilkeleri gündeme getirmişlerdir. Bismark ile Hamilton'un yazdıkları arasındaki benzerlikler şaşırtıcıdır. Örneğin Bismark şunları söylüyordu:
Tanrı adına iyi bir iş yapmış olma bilincinin tek ödül olarak ortaya çıktığı hiçbir duygusal ittifak olamaz. Büyük bir devlet için politikanın biricik sağlıklı temeli romantiklik değil, egoizmdir. Politika; olanaklının sanatı, izafi olanın bilimidir.
ABD’yi yabancıların çıkarları için bir mücadeleye sürüklediği ve bir yük haline geldiği noktada feshedilmeli, eğer gerekiyorsa başka bir ittifakla değiştirilmelidir. Bu bağlamda zorunluluk sonucu ABD eski bir düşmanıyla bile ittifak kurabilir. Amerikan "tecritçiliği", son derece pragmatik bir dünya görüşünü savunan ve büyük mülk sahiplerinin çıkarlarını temsil eden "kurucu atalar" açısından bir "öz çıkarlar politikasıydı" ve "öz çıkarlar bir politika değişikliği gerektiğinde" değiştirilebilirdi. ABD egemenlik sisteminin iç çelişkilerinin, "tecritçilik" ile "ileri üs" sistematiği siyasetlerinin sanki köklü ayrımlarmışçasına abartılmasına dayalı yorumları, bu maskeli politikadan ahlaki bir ilke ve onun savunucusu kadrolar bulmaya kadar varır.(1)
ABD egemenlerine ahlaki meşruiyet kazandıracak böyle yapay çelişkiler Kennedy, Clinton vb. başkanların "barışçı" niyetlerle taçlanmasına varır. Oysa Kennedy, kontrgerilla operasyonlarını kurumsallaştıran, Clinton ise "barış" programı altında silah şirketlerine görülmemiş fonlar aktaran başkanlardır. Yakın tarihten bu iki örneğin dönemleri boyunca, yürütülen denizaşırı askerî operasyonlarda oluk gibi kan akıtıldı. Her zamanki gibi "barış" ve "adalet" ve operasyon yapılan ülkelere demokrasi getirmek adına.(Irak operasyonu)
ABD'nin Tanrı tarafından önceden çizilmiş "aşikâr bir yazgı"ya sahip olduğu inancı, sofu bir yaklaşımın katıksız bir ilkesi olmaktan öte yerli soykırımı, toprak hırsızlığı, fetih, yağma ve katliama dayalı köle emeği ile beslenen bir egemenlik sisteminin ideolojik harcıdır. ( Kızılderelileri yok etme) Amerikan politik ideolojisi ve partilerinin birikiminde yatan bu teolojik doktrin Batı "uygarlığı" nın egemenlik ilahiyatlarına, eşitsizlik ve ırkçılığı yücelten birikimine dayalıdır. 1775-1783 yıllarına yayılan Britanya'ya karşı savaş döneminde kazanılan başarılar, "kurucu atalar" açısından "Tanrının iradesi" ve Amerikan kolonicilerine "yol gösterdiği" biçimindi değerlendirildi.
ABD "kutsal" bir varlığa dönüştürülürken, soykırım, fetihçilik, yağma ve kölecilik bu "seçilmiş halk"ın ayrıcalığı olarak kabul edildi. Böylece, "aşikâr yazgısı"na yürüyen Amerika mit’i yaratıldı. Bu "Tanrı" tarafından kutsanan "cumhuriyet"in ve Amerikan sistemi ile hayat tarzının o zamana kadar yaratılan değerlerin somut biçimi olduğu ve tüm dünyada taklit edilmesi zorunlu bir "İlahî" model haline getirilmesi gerektiği inancına şekil verdi. ABD liderleri, tüm diğer halklar için "en iyi olanı” simgeleyen bir sistem yarattıklarını ve bunun Tanrı tarafından "yazgı"ya bağlandığını ileri sürdüler.
Kennedy, sınır kavramını coğrafi içeriği ile değil, ABD'ye karşı ekonomi-politik, askerî ve diğer meydan okumaların bir bileşeni olarak değerlendiriyordu. Bu "meydan okumalar"ın yenilğiye uğratılmasında, dış uzayın ve okyanus derinliklerinin kontrolü ile askeri teknolojinin geliştirilmesi esastır. Kennedy'nin yeni sınırlar politikası, Amerikan "hayat sahası"nı yerkürenin ötesine; uzaya da taşıdı. Amerikan yaşam tarzının nimetlerini başka halklara dayatma ilahi görevinin gereği olarak haklı savaş kavramını şekillendirdi. ABD askerî operasyonlarının saldırgan olmadığı tam tersine tümünün diğer halkları "kurtarmak" adına yürütüldüğü görüşü temel bir askerî doktrin yapısını ortaya çıkardı. Birleşik Devletler, kiminle hangi savaşa girerse girsin bu savaş Amerika açısından "haklı" sayılmaktadır.
Dünyanın tek ahlaksal otoritesi olduğu inancına dayanan ABD’nin “mutlak haklılık “doktrini, kuruluşundan günümüze ve yarına uzanan savaş dizgesinin temelini oluşturuyor. Şimdi bu bilgiler üzerine ABD –İRAN savaşını değerlendirirsek, ABD’nin bir türlü yenilgi ya da barışa yanaşmama sebeplerini ve Donald Trump çelişkili açıklamalarını anlamlandırmış oluruz.
Kaynaklar:1- Suat parlar Emperyalist Müdahale Bağdat yayın s.18-19
İbrahim AYAN