Türkiye, tarihî bir kararın eşiğindedir; daha doğrusu o karar sürecinin
HESAPLAŞMAYA GİDİYORUZ
Türkiye, tarihî bir kararın eşiğindedir; daha doğrusu o karar sürecinin içine girmiştir. 1876 Meşrutiyet ile başlayan süreç, bu güne kadar devam etmektedir. Bu süreci başlatanlar ya da önemli temsilcileri Mustafa Fazıl Paşa, Namık Kemal, Mithat Paşa, Ali Suavi’yi sayabiliriz.
Atatürk’ün, “Türkiye şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar ülkesi olamaz” diye tanımladığı yeniliği, konumuz açısından Vatandaşlık algısına dönme ve Millî Demokratik özellik kazanma, Ortaçağ bağımlılıklarından kurtulma, başka deyişle özgürleşme ve milletleşmenin bireyler açısından da boyutudur. Türkiye halkı, bu işlemle millet olurken, o milletin bireyleri de vatandaş oldular.
Vatandaş olmak, yalnız siyasal bir olay değildir, başka deyişle devletle bağımızı tanımlayan kimlikten ibaret değildir, aynı zamanda toplumsal-ekonomik kimliğimizin tanımlanmasıdır.
Türk milleti bu yolda üç aşamadan geçti. 1-1876 Meşrutiyet ilanı ve sonrası
İkincisi, 1908 Hürriyet fırkası hareketi, üçüncüsü, 1920 Cumhuriyet ilanı ile ortaya konan demokrasi. Her üç aşamada, emperyalizme karşı bağımsızlık mücadeleleri mevziisinde oldu.
Anayasa geleneğimizin vatandaşlık tanımı,1876 Meşrutiyet ilanından başlayarak,
1924 Anayasasıyla berraklaştı ve olgunluk aşamasına ulaştı.1 Kasım 1922 günü Saltanat kaldırılmış ve 29 Ekim 1923 günü Cumhuriyet ilan edilmişti. Böylece 23 Nisan 1923 günü fiilen kurulan Cumhuriyet, hukuken de kurulmuş oldu. 1924 Anayasası’nın 88. Maddesinde vatandaş tanımı şöyleydi: “Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibarıyla Türk olunur.”
Bu tanım, din ve ırk ayrımı gözetilmeksizin, Cumhuriyete vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesi “Türk” adı altında eşitlemiş ve vatandaşı milletin adıyla tanımlamıştır.
Günümüzde yürürlükte olan Anayasa da, 66. Maddesinde bu geleneği benimsemiştir:
“Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.”
ABD emperyalizmi ve İsrail Siyonizmi de, “Kürdistan” adı altında İkinci İsrail projesini
Türkiye, Irak, Suriye ve İran’a silahla dayatmıştır. ABD’nin 1991 başı ve 2002 baharında
Irak’ı işgal ederek bölmesi, 2011 yılında Suriye’de iç savaş tertipleyerek Kuzeyde bir
Kürt özerk bölgesi kurması, Türkiye’de PKK Terör örgütünün bölücü hareketini silahla desteklemesi ve şimdi İran’a karşı açtıkları savaş, İkinci İsrail’i kurma girişiminin silahlı uygulamalarıdır.
66. Maddeyi değiştirme girişimi, 1991 yılından bu yana ABD ve İsrail silahıyla yürütülmektedir.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin vatan topraklarında ve sınır ötesinde yürüttüğü silahlı mücadele sayesinde, PKK Terör Örgütü’nün silahlı unsurları esas olarak temizlenmiştir. Bu tarihî başarı sonucunda PKK, silah bırakmak ve örgütünü feshetmek zorunda kalmıştır.
“Terörsüz Türkiye” adını verdiği süreç, ABD emperyalizmi ve İsrail ile karşı karşıya geldi. Sürecin yanlış tanımlanması, sürecin karşılaştığı zorlukların asıl nedenidir. Çünkü ne İngiltere ne de İspanya terör örgütünün ileri gelenlerini muhatap almamıştır.
İsrail ve ABD’den gelecek karşı girişimlere dikkat çekiyordu. Ne var ki, hem PKK ve DEM Parti içindeki ABD ve İsrail güdümlü unsurlar, hem de Atlantik Sisteminin Türkiye’deki diğer yandaşları, süreci dinamitleyen bir cephe oluşturdular. Bu karşıdevrimci cephe, özellikle 66. Madde mevziisine yerleşmiş bulunuyor. TBMM’de kurulan, “Terörsüz Türkiye” diye anılan Komisyonun hazırladığı rapor ve PKK/DEM Partisi’nden gelen itirazlar, bu mevzide buluştular.
Şubat 2025 Çağrısının birinci yılında 27 Şubat 2026 günü yapılan açıklamada, “Devletle ve
Toplumla Bütünleşme” yerine, “Demokratik Entegrasyon” adı altında kimliklere bölünme ve ayrışma yönlü görüşler gündeme getirildi. Bu “Demokratik Entegrasyon” ile TBMM Komisyon Raporu’nun “farklı kimliği” gündeme getiren görüşleri, bazı örtülerin altında meşrulaştırılıyor.
“Türk-Kürt Birliği”, “Türk-Kürt Kardeşliği”, “Kardeşlik Hukuku”, “Misak-ı Millî’deki İttihadı Anasır”, “İstiklal Savaşı döneminin çözümleri” “Ortak Cumhuriyet”, gibi kulağa hoş gelen sloganlar, farklı kimliğin anayasalaştırılması amacıyla dillendirilmektedir. Bütün bu örtülerin altına saklanan ise, 66.Maddeyi değiştirmek ve vatandaş tanımının içine farklı kimliği sokuşturmaktır. PKK ve Abdullah Öcalan, bunu açık ifadelerle dile getirirken, TBMM Komisyonu “66. Maddeyi güçlendirmek” gibi bir hileye başvurmuştur.
Öcalan’ın 27 Şubat 2025 Çağrısında yaptığı tarihî değerlendirmeyi terk etmesinin tarihsel kökleri, ancak böyle tanımlanabilir. Bir yıl önce “Federasyon, Federe Devlet, İdari
Özellikler ve Kültüralist çözümlerin” tarihsel zemininin bulunmadığı vurgulanıyordu.
66. madde, herhangi bir yasa maddesi değildir, Dünya Ölçeğinde etkileri olan bir yapının özüdür. Türkiye Cumhuriyetini kanla kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.
Türk de biziz, Kürt de biziz, hepimiz Türk Milletiyiz. Millette ve vatandaşlıkta Türk adıyla eşitlenmek, biricik bağımsızlıkçı ve demokratik çözümdür. Ne ABD ne İsrail, bu çözümün önünde durabilir.
Ne yazık ki son dönemde yapılan açıklamalar ve konferanslarda konuşulanlar hep insanımızı uyutma ve Türkiye Cumhuriyetini bir federasyona dönüştürüp, sonunda parçalamaya dönüktür. Yani hesaplaşmaya doğru gidiyoruz gibime geliyor. Başka Türkiye olmadığını ne zaman anlayacağız.
Kocatepe’den Selamlar İbrahim AYAN