Alman düşünür ve siyaset kuramcısı Jürgen Habermas’ın (1929-2026) ölümüyle birlikte

BATI FELSEFESİNİN ÖLÜMÜ

Alman düşünür ve siyaset kuramcısı Jürgen Habermas’ın (1929-2026) ölümüyle birlikte
Batı, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde liberalizmin meşrulaşmasını sağlayan yapının baş mimarını yitirdi. Modernite projesini Frankfurt Okulundaki üstatlarında -Horkheimer ile Adorno’da gördüğümüz kötümserlikten kurtarma görevini üstlenen, “iletişimsel eylem” teorisini hegemonyaya yönelik radikaL eleştirilerle ikame eden felsefeci, ömrü hayatım kapitalist sistemin istikrarlı seyrini güvence altına alacak “rasyonalite”yi formüle etmek için canını dişine takarak geçirdi. Habermas, felsefeyi dünyayı değiştirmek için kullanılacak devrimci araç olmaktan çıkartıp, “diyalog” ve “mutabakat” mekanizmaları aracılığıyla sınıfsal çelişkileri yumuşatmayı amaçlayan bakım onarım aracına indirgedi. Habermas, kitleleri eyleme geçme hakkından mahrum bırakan ama bir yandan da ona konuşma hakkı bahşeden “müzakereci demokrasinin kâhiniydi. Eleştirel teorinin son temsilcisi,
14 Mart 2026'da aramızdan ayrıldı. Geride, evrensellik iddiasını Gazze’de girdiği ilk sınavda ahlaken intihar etmiş bir düşünce sistemi bıraktı.

BİR KAMU HİZMETİ OLARAK FELSEFE: ÇATIŞMANIN EVCİLLEŞTİRİLMESİ

Eleştirel süzgeçten geçmiş yeni bir aydınlanmanın defterle­rini ve fikirlerini dillendiren Habermas’ın düşüncesi, özünde devrimci eğilimi evcilleştirme ve onu idari usullere dönüştürme çabasını temsil eder. Piyasanın ve devletin “üzerinde yaşadığı­mız dünyayı sömürgeleştirdiğini” kabul ediyordu ancak bu istilaya karşı tek çare olarak “diyalog”u öneriyordu. Maddi eşitliğin ol­madığı bir ortamda diyalogun, retorikle süslenmiş bir teslimiyet olduğunu göz ardı eder.

Yayımlanmış eserlerinin tama­mı, tam anlamıyla “uzlaşmacı felsefe”nin tezahürüdür. Bürok­ratik devlet yapısı ve kapitalist piyasanın egemenliğiyle uyuşur, bunlardan sadece bir parça şeffaf­lık talep etmekle yetinir.

Habermas’ın devlet, hukuk ve anayasa hakkındaki çalışmala­rının, Alman siyasal kültürünün liberal-demokratik bir modele doğru evrilmesinde kritik bir rolü olmuştur. Kendisi Batı’nın liberal rejimlerine af belgesi dağıtmış, kılıçların yerini kelimelerin al­dığı bir "tarih sonrası" dönemde yaşadığımız fikrini yaymıştır. Halbuki kapitalist baskı mekanizması, Batı dışındaki halkların kemiklerini öğütmeye devam et­mektedir. Modernitenin “henüz tamamlanmamış bir proje” oldu­ğu konusundaki ısrarı, gerçekte Batı hâkimiyetinin insanlık için I tek, yegâne ve nihai model olarak kalması konusundaki ısrarının bir sonucudur.

AVRUPAMERKEZCİLİK: “SADECE BEYAZLAR" İÇİN EVRENSELLİK

Habermas'm düşüncesinde emperyal iktidarlardan ve sömür­gecilik tarihiyle bağlantılı olan Avrupa merkezcilik, bir düzenle­yici unsur hüviyetiyle tereddüde mahal bırakmayacak biçimce karşımıza çıkar. Rasyonalitenin kıstaslarını 18. yüzyılın Paris kafelerinin ve İngiliz kulüpleri tarihinden yola çıkarak belideyer Habermas, bu modeli tüm dün yaya bir akli kıstas biçiminde dayatır.

Habermas, dünyanın “diyalogu kurabilen özneler”, yani Avrupalar ve onlara benzeyenlerle “entegrasyona” veya “rasyonalizasyon” ihtiyaç duyan “geleneksel dünya şeklinde ikiye ayrıldığını iddia eder, önerdiği evrensellik, dışlayıcı bir evrenselliktir. Maskesini ardında başkalarının tarihlerini ve trajedilerini, Batı’nın “iletişim” dilinde ifade edilmiyorlarsa ka­bul etmeyen bir sömürgeci yüz saklar.

Eleştirel bir gözle bakıldığında Habermas, Alman devletinin resmî felsefecisi kimliğiyle yaşa­dı. Holokost’u küresel vicdanın başlangıç ve bitiş noktası hâline getiren “kurucu kimlik” anlatı­sını benimsedi. Kurbanı Avrupa sınırlarına hapseden Habermas, sömürgecilik suçlarına karşı ah­laken körleşilmesine yol açtı. Fi­listin’deki başka bir sömürgecilik projesini destekleyen felsefeci, Al­manların kendilerini arındırma politikasına felsefi kılıf sundu, bir yandan da Yahudi celladın güvenliğini “iletişimsel ahlakın en yüksek standardı” olarak tas­vir etti.

GAZZE: “İLETİŞİMSEL EYLEMİN” YANIP KÜL OLDUĞU AN

Siyonist İsrail ordusunun Gazze’de gerçekleştirdiği soykı­rım, Habermas’ın felsefesinin son mezarı oldu. Kasım 2023’te “dayanışma” adı altında İsrail sal­dırışım destekleyen meşhur açık­lamasını yayımladığında, geçici bir siyasi hata yapmamış, bilakis, teorisinin baskıcı özünü ortaya koymuştu. Gazze’de, “iletişimsel eylem”, askerî eylemin karşısın­da diz çöktü. “En iyi argüman”ın F-16 ve Merkava’dan başka bir şey olmadığı ortaya çıktı. Sözde Marksist felsefeci, bu tutumuyla, uzun süredir vazettiği “kamusal alandın, ezilenlerin çığlıklarına kapalı, sadece katillerin gerek­çelerini dinlemeye açık bir alan olduğunu kanıtladı.

Habermas, kitaplarını doldurdu­ğu tüm “insan haysiyeti” iddiala­rını feda ederek iktidara, paraya ve sömürgeci yapıya taraf olma­yı seçti. Böylece onun “söylem etiği”nin, işkenceciler için bir etik olduğunun ortaya çıktığı görüldü, j

“Meşru karşılık” bahanesiyle soykırımı meşrulaştırması, dü­şünsel projesinin temellerini dinamitledi. Dilin amacının anlaşma olduğunu iddia eden felsefeci, dili cinayeti gizlemek, imha sürecini meşrulaştırmak maksadıyla bir araç olarak kul­landı. Gazze, Habermas’ın bir öz­gürlük felsefecisi değil, felsefi bir dille imparatorluğun güvenliğini savunan bir teorisyen olduğunu kanıtlayan bir laboratuvardır.

YAPISAL SUÇ ORTAKLIĞI: SOYKIRIMA HİZMET EDEN FELSEFE

Habermasçı rasyonalite, eylemi kurbanlarından yoğun bir huku­ki gerekçeler perdesi aracılığıyla ayıran “soğuk” bir rasyonalitedir. Habermas, “antisemitizm” kavra- mim eleştirenleri susturmak için ahlakı bir sopa olarak kullanmış, Alınanlardaki psikolojik komp­leksi, kurbanın katledilirken ses­siz kalmasını zorunlu kılan evren­sel bir yasaya dönüştürmüştür. Bu açık taraf tutma, onun düşün­cesindeki “egemenlik” kavramı­nın yalnızca beyazın egemenliği ile ilgili olduğunu ortaya çıkardı; “insan”ın ve “terörist projenin” kim olduğunu belirleme hakkını tek başına o tekelinde tutuyordu. “İletişimsel rasyonalite” denilen helvadan put, soykırımın maddi gerçekliği karşısında yerle yeksan olmuştur.

FİKRÎ CESEDİN DEFNİ: “SÖYLEMSEL ALDATMA" DÖNEMİNİN SONU

Habermas ile birlikte tüm bir neslin [Kantçı dünya politikasına dair umudu canlandıran) akademik hayallerini de toprağa gömü­yoruz. Habermas, önce Gazze’de öldü. Bu ölüm, dökülen kanı gör­mezden gelerek soyut kavramlar aracılığıyla dünyayı yönetebile­ceğini sanan Batı felsefesinin çöktüğünün deliliydi. Düşünsel projesinin, Avrupa (Batı) denilen bahçenin sınırlarını korumak için bir dil oyunundan ibaret ol­duğunu, evrenselliğinin Refah Kapısı’nın eşiğinde sona erdiğini ortaya koydu.

Artık kaba güç siyaseti yerine i teklif edilen “iletişimsel eylem teorisi”ni felahın vasıtası şeklinde ele alamayız. Sömürgeci modernitenin son bekçilerinin fikrî mirası, Doğu’da yıkılan evlerin, hastanelerin ve okulların enkazı altında tuz buz olup dağıldıktan sonra bu teori, halkların boyunları ve ayaklarındaki zincirleri h kabullenmelerinin nasıl sağlanacağını, şuurlu birilerinin çıkarı için nasıl yönlendirileceğini gösteren bir kullanım kılavuzu olarak okunmalıdır.

Filistinlilerin, Lübnanlıların, Iraklıların, İranlıların ve Sudanlıların hayatına kör ve sağır kalan bir felsefe, eleştirilmeye bile değmeyecek ölü bir felsefedir.

Normatif otoritesi harap olmuş vaziyetteki Habermas’a, insanlıkla olan felsefi sözleşmesinin geçersiz olduğunu ilan ederek veda ediyoruz. Çünkü felaha muhtaç olan dünya, imparatorluğun küstahlığına karşı koyan bir “devrimci eylem’e ihtiyaç duyar, katili kutsayan ve kurbandan ölümünü “rasyonel” bir şekilde [ kabullenmesini isteyen bir “iletişimsel eylem”e değil.

(Lübnanlı yazar, Said Muhammed’in 17 Mart 2026 El Ahbar’daki yazısı örnek alınarak yazılmıştır.)

Kocatepe’den Selamlar İbrahim AYAN