Ortadoğu’da dengelerin her an değişebileceği günlerde önceden hazırlıkları
MEKKE SAVUNMA ANLAŞMASI
Ortadoğu’da dengelerin her an değişebileceği günlerde önceden hazırlıkları yapıldığı ama bir türlü kamuoyuna duyurulmayan Mekke Savunma Anlaşması Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 8 Ağustos 2026 günü Suudi Arabistan’a yaptığı bir günlük ziyaret sırasında imzalandı.
Anlaşmayı Türkiye adına Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif tarafından dün Mekke'de imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, üç ülkeye yönelik herhangi bir silahlı saldırının tüm taraflara yapılmış kabul edilmesini öngörüyor.
Gazetelere yansıyan bilgilere göre Türkiye’nin teknolojik gücünü, Pakistan’ın nükleer caydırıcılığını ve Suudi Arabistan’ın finansal ağırlığını aynı masada buluşturarak kâğıt üzerinde tarihî bir güç birliği vaat ediyor. Ancak anlaşmada netleştirilmesi gereken çok önemli detaylar var. Özellikle İran’ın durumu ve pozisyonunun tam olarak netleştirilmeye ihtiyaç var. Hatta ilk adım olarak Mısır, Irak ve İran’ın da bu birlikteliğe dahil edilmesi gerekiyor.
Yine haberlere 15 Aralık 2015 tarihinde 34 ülkenin katılımıyla "İslam Ordusu" adı verilen, dönemin en ortak askeri yapı oluşturulmuştu dikkat çekici girişimlerinden biri olarak görülen oluşumun temel hedefi, üye ülkeler arasında savunma alanındaki koordinasyonu güçlendirmek ve ortak güvenlik mekanizması oluşturmaktı fakat Gazze’de taş üstünde taş kalmazken tek bir askerî refleks dahi gösteremeyip tarihin tozlu sayfalarına gömülen "İslam Ordusu" hüsranı hâlâ hafızalardaki tazeliğini koruyor.
Anlaşmanın Türkiye açısında bazı sorunlar getireceği de konuşuluyor. Washington ve Tel Aviv hattında tırmanacak bir çatışmada Tahran, Suudi Arabistan topraklarında konuşlu Amerikan üslerini hedefe koyarsa ne olacak? Anlaşmadaki “birimize yapılan saldırı hepimize yapılmıştır” maddesi gereğince, Suud’daki ABD varlığına yönelik bir misilleme Suudi Arabistan’a yapılmış bir saldırı sayılarak Türkiye’yi komşusu İran ile karşı karşıya mı getirecek? Mehmetçiğin ve Müslüman coğrafyanın Amerikan karargâhlarına kalkan edilmesi riskine karşı Ankara’nın takınacağı tavır belirleyecek.
The Guardian gazetesi, anlaşmayı “NATO tarzı savunma paktı” olarak tanımlarken Yemen’de Suudi Arabistan ile Husiler arasındaki çatışmaların son bir ayda yoğunlaştığına işaret ederek, "Uzun süredir hazırlıkları devam eden üçlü paktın ilk sınavı Yemen'de olabilir" değerlendirmesinde bulundu.
BBC, bu belirsizliğe ilişkin "Suudi Arabistan'ın Husilerle geniş çaplı savaşı yeniden başlarsa Türkiye Yemen'e yönelik saldırılara katılmak zorunda kalacak mı" ve Pakistan ile Hindistan arasında yeni bir çatışma çıkması halinde "Suudi Arabistan Hindistan'a savaş ilan etmek zorunda mı kalacak" sorularını gündeme getirdi.
BBC, bu tür senaryoların karmaşık siyasi ve askeri hesaplamalar gerektireceğini ve anlaşmanın hangi koşullarda devreye gireceğinin henüz belirsiz olduğunu vurguladı. BBC'ye konuşan araştırmacı Burcu Özçelik, Türkiye açısından anlaşmanın savunma sanayisine "ortak üretim, teknoloji ortaklıkları, tedarik ve daha fazla askeri birlikte çalışabilirlik fırsatları sunabileceğini" ifade etti.
Suudi Arabistan Kamu Diplomasisinden Sorumlu Bakan Yardımcısı Rayed Krimly, anlaşmanın kolektif savunma ve caydırıcılık amacı taşıdığını ancak "yeni bir askeri eksen veya mezhepsel blok oluşturmayı hedeflemediğini" belirtti. Krimly, anlaşmanın nükleer hedeflerle veya bir silahlanma yarışıyla bağlantılı olmadığını, üç ülkenin savunma kapasitelerinin daha fazla geliştirilmesi ve bütünleştirilmesine imkân sağlayacağını ifade etti.
Krimly ayrıca paktın Suudi Arabistan'ın Körfez, Arap ülkeleri veya diğer uluslararası ortaklarıyla ilişkilerinin yerine geçmediğini ve üç ülkenin mevcut ikili ya da çok taraflı anlaşmalarını geçersiz
Anlaşma, Kızıldeniz, Bab-ül-Mendep Boğazı ve Aden Körfezi'ndeki Husi tehditlerinin artması üzerine Suudi Arabistan'ın ticari gemilerini ve petrol tankerlerini korumak Türkiye’nin de bulunduğu 14 üyeli bir deniz savunma için koalisyonu oluşturduğunu açıklamasından bir hafta sonra imzalanmış durumda…..
Yukarıdaki gelişmeler bakılınca anlaşmanın neden yapıldığı bizce tam anlaşılmıyor. Çünkü Anlaşmanın "üç devlet arasındaki savunma iş birliğinin her yönüyle geliştirilmesini" de kapsadığı açıklanmış. Demek ki Türkiye gelişen savaş sanayinin yüksek teknoloji ürünlerini, insansız ve silahlı hava araçlarını Pakistan ve Suudi Arabistan’a rahatlıkla pazarlayacak. Henüz anlaşma metninde yer alan destek taahhüdünden öte, mütekabiliyete dayanması gereken ayrıntılar şekillenmiş değil. Zaten herhalde meclisler onamadan yürürlüğe giremez. Ama iyi düşünülüp, değerlendirilmeden, kamuoyuyla ayrıntısı paylaşılmadan böyle bir anlaşmaya imza atmak, vatan sorumluluğu ile ne kadar bağdaşır diye sormak hakkımız. Şimdilik “Stratejik” veya “Yüksek Düzeyde Stratejik” sıfatından yoksun bırakılan “Mekke Ortak Savunma Antlaşması” taktik bir adımsa onu da bilmek gerek.
Suudi Arabistan’ın ABD, Pakistan ve Türkiye ile imzaladığı farklı ittifak anlaşmalarının halkaları birbirine eklendikçe tehlikenin boyutları daha belirginlik kazanıyor. Ancak Mekke Ortak Savunma Anlaşmasının henüz hazırlayamadığı alt yapı ve ABD’deki Kasım seçimleri şimdi önemli iki yavaşlatıcı olabilir. Yapılan ortak açıklamada karşılıklı olarak vaat edilen askeri yükümlülüklerin boyutları belli değil. Anlaşmanın komuta yapısının mevcut olup olmadığı, merkezi ve karar alma süreçleri de belli değil. Türkiye’de olması ihtimali tabii yüksek. Ama ulusal meclislerin devrede olmadığı veya çıkarıldığı bir dönemde bu özellikle Türkiye için şeffaf olmayan ve halkın katılımından uzak bir süreçle tek kişinin kararı demek olacağı için büyük tehlike. Kervan’ın yolda düzüleceği en iyi coğrafya Suudi Arabistan olduğuna göre, taraflardan birinin saldırıya uğraması halinde diğerlerinin ne yapacağının ayrıntısı da sonra ve yine yürütme yetkisi taşıyan tek kişinin kararı ile olacağa benzer. Ama yukarıda belirttiğim gibi, Türkiye’ye bir saldırı olması halinde Pakistan ve Suudi Arabistan’ın ne yapacağı, nasıl tepki vereceği, birinin Taliban güçlerini mi Türkiye’ye göndereceği, diğerinin ise sadece parasal destek sağlamakla mı yetineceği herhalde sonra düşünülecek iş. (1)
Bu anlaşma TBMM’ye gelecek mi yoksa Cumhurbaşkanının onayı ile devam mı edecek zaman gösterecek.
Kaynak: 1- Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu 21. YY.Enstitüsü
İbrahim AYAN