İstiklâl Marşı’mızın yazılışının üzerinden bu yıl (2026) itibariyle tam bir asırdan fazla zaman
İstiklal Marşı’nın Kabulünün Yıldönümü
İstiklâl Marşı’mızın yazılışının üzerinden bu yıl (2026) itibariyle tam bir asırdan fazla zaman geçti. Geçen bu yüz yıl zarfında İstiklâl Marşı’nın anlam katmanları içinde yürümek ve o etkili söyleyişleri anlama, anlamlandırma gayreti ve mısralar arasındaki kalbi ve ruhu heyecanlandıran güç hiçbir zaman etkisini yitirmedi.
Anadolu insanının tek yürek, tek yumruk olmuş halinin; ruh, duygu ve düşünce ortaklığının, Akif’te gür bir seda olmasından dolayı da İstiklâl Marşı ile birlikte Akif de, aynı saygı ve minnetle yad edilmeye, O’nun kadri her geçen gün daha fazla anlaşılmaya devam etmektedir.
Erkân-ı Harbiye Riyaseti bir marş yazılması talebi üzerine Mehmet Akif tarafından kaleme alınan İstiklâl Marşı, 12 Mart 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde defalarca okunup ayakta alkışlanmış, İstiklâl mücadelesinin ruhunu yansıtan bir marş olarak Türk milletinin hafızasına kazınıp gönüllerde yerini almıştır.
Maarif Nezareti okullara bu yarışmayı ve şartlarını duyurmuştur. Şairlere de gazetelerde “Türk şairlerinin nazar-ı dikkatine” ifadesi yer alan bir ilan verilmiştir. Yayınlanan bu ilanda 23 Kânunuevvel 1336 (1920)’de bir edebî heyetin gönderilen eserleri inceleyip değerlendireceği de yazılmıştır. Millî marş olarak kabul edilecek olan esere 500 lira, besteyi yapana da 1000 lira ödül verileceği ilan edilmiştir. Yarışmaya 724 şiir gönderilmiş, ne var ki millî marş olmaya değer bir şiir bulunamamıştır.
İstiklâl Marşı yarışması için birçok metin gelmiş olmasına rağmen bu eserler içerisinde Mehmet Akif’in şiiri yoktur. Rıza Nur’dan sonra Maarif Nazırı olan Hamdullah Suphi, Mehmet Akif’in marş için konulan ödül nedeniyle yarışmaya katılmadığını öğrenince, şaire yazdığı mektupta ödül konusunun uygun bir şekilde çözümlenebileceğini ve yarışmaya katılmasını ister.
Değerlendirme heyeti başkanı Hamdullah Suphi (Tanrıöver), bu şiirler arasında Millî Mücadelenin ruhunu yansıtan bir şiir bulamaz. Bu şiirlerin içinden Mehmet Akif’in şiirinin çıkmaması da can sıkıcıdır. Bir ödül karşılığında, ısmarlama millî marş yazılamayacağına inanan Mehmet Akif bu sebepten dolayı yarışmaya katılmamıştır.
Akif’e mektup 5 Şubatta gönderilmiştir. Akif, şiirini “On gün gibi kısa bir zamanda yazmıştır. Damadı Ömer Rıza Doğrul da “17 Şubat günü İstiklâl Marşı’nı yazdı ve orduya ithaf etti” sözleri de on günde yazıldığı fikrini desteklemektedir. Marş Hamdullah Suphi tarafından Meclis’te vekillere okundu. O kadar beğenildi ki, ayakta alkışlanıp birkaç kere daha kürsüden okunarak oy birliği ile Millî Marş olarak 12 Mart 1921 günü kabul edildi. İstiklal Marşının içeriğine iyi bakmak gerekir.
Şiir, genel bir tanımıyla duygu, hayal ve düşüncelerin bir düzene, bir kaideye bağlı olarak, etkileyici bir dil ile yazıya veya söze dökülen edebî bir türdür. Akif’in bütün şiirlerinde olduğu gibi, İstiklâl Marşı’nda da kullanılan dil üst bir dildir.
Mehmet Akif’in İstiklâl Marşı’na “Korkma!” ünlemiyle başlamış olması bilinçli bir giriştir. Şiir, kelimelerle vücuda getirilen bir edebiyat sanatıdır.
Akif marşın yazıldığı günlerde vatanda yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunun farkında olan bir tavırla muhatabını adeta omuzlarından tutup silkelediği ve arkasından
“Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak”
“O benim milletimin yıldızıdır parlayacak”
Korkunun yerine eminliğin aldığı ve muhatabını bu inançla rahatlattığı görülür.
Sonraki mısralarda “Doğacaktır sana vaat ettiği günler Hakk’ın” müjdesiyle umuda dönüşür.
“Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak” mısraında vurgu yapılan “son ocak” “bu vatanda ocağı tüten en son ev, en son aile, en son fert kalıncaya kadar millî varlığımız ve bağımsızlık bayrağımız dalgalanmaya devam edecektir.”
Bütün millet yok olsa, tek bir Türk ailesi kalsa da hâlâ ümidimiz vardır, “O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak” diyerek büyük bir inancın ve de ümidin sesini duyurur Akif. Ezelden beri hür yaşamak, (bir) çılgının zincir vurmasına şaşmak ve kükremiş sel olmaktır.
Batıdır, Avrupa’dır, İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan ve Amerika’dan oluşan Haçlı dünyasıdır.
“Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!” mısraında Türk milletinin sömürgeleştirilmesinin imkânsızlığı imgesi vardır.
“Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.” Bu mısralarda geçen “alçak” kelimesiyle kastedilen Batılılardır.
“Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.” Bu mısralarda Türkiye topraklarının şehit kanlarıyla yoğrulmuş olmasından dolayı kutsallaşması imgesi vardır.
“O benimdir, o benim milletimindir ancak” telkiniyle Bu vatan, yeri ve zamanı geldiğinde gözünü kırpmadan canını vermekten çekinmeyen ve şehadet şerbetini içen ata ve dedelerden Türk insanına emanettir.
“Bu ezanlar-ki şehadetleri dinin temeli/Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli”
Milletimizin dinine sahip çıkarak sonsuza kadar Anadolu yurt olacak ve ezanların dinmeyeceğini belirtir.
Ne yazık ki son zamanlarda Akif’in Kahraman Ordumuza ithaf ettiği bu şiiri marş olarak okurken, Milli Eğitim Bakanlarından Bayrak şiirinin ırkçılık taşıdığını söylemlerinin olduğu dönemlerde saygısızca davrananların çıktığını ve Asım’ın neslinin yozlaştığını görmekteyiz.
İbrahim Ayan