Dil ve Edebiyat anlayışı
ÖLÜMÜNÜN 89. YILINDA MEHMET AKİF’İ RAMETLE ANIYORUZ.
Dil ve Edebiyat anlayışı
Vatan, millet, iman, ahlâk ve istiklâl şairi Mehmet Akif’i kaybedeli aradan tam 89yıl geçti. Geçen bunca zamana rağmen dâvası, düşüncesi ve ideali bütün parlaklığıyla düne, bugüne ve geleceğe ışık tutuyor. Mehmet Akif, hayatı boyunca karanlığı yaran bir projektör oldu. 0nu anlayabilecek, davasına sarılabilecekler için Akif başlı başına bir önder misyonunu koruyor. O, kalemini eline aldığı zamandan, ruhunu Allah'a teslim ettiği ana kadar yoğun bir mücadele içinde bulundu. Mehmet Akif, kurtuluşumuzun ancak, ilme, İslamiyete ve ahlâka dönmekle doğacağına inanıyordu.
Mehmet Akif kürsülerde diliyle, sayfalarda milleti birliğe, bütünlüğe ve emperyalizme karşı mücadeleye çağırdı. Yan, O’nun için sanat ve edebiyat davasını ortaya koymasına, anlatmasına yarayan birer vasıtaydı.
Mehmet Akif’in sanata ve edebiyata bakışı neydi? Sanat deyince neyi kastediyordu? Bu sorulara bakın Mehmet Akif nasıl cevap veriyordu? “ Sanat sanat içindir, sanatta gaye aramak sanatı takyid ( Mutlak bir lafzın vasıf, şart, zaman ve mekân gibi kayıtlarla sınırlandırılması )etmektir, gibi yüksek nazariyeler ahlaksızlığı felsefe şekli veren edebiyat namına milletin namusuna, hayatına ve mevcudiyetine bir takım nazelenin ortaya koydukları bahnamelere revaç verilmek istenir.
Bir de biz, edebiyatın vatanı olduğuna iman edenlerdeniz. O sebepten hiçbir milletin edebiyatını memleketimize mal etmek istemeyiz.
Şarklılar bu gün her şeyde olduğu gibi edebiyatta da pek geri. Batılılar her şeyde olduğu gibi edebiyatta da pek ileri. Biz onların edebiyatından yalnız sanat cihetiyle istifade etmek isteyeceğiz. Yoksa ecnebi emtiasını yerli emtia(ekonomik değeri olan, genellikle işlenmemiş ya da yarı işlenmiş mallar ve ürünleri ifade eder.) yerine satmayacağız. Simsarlığın bu türlüsü dolandırıcılık olduktan başka, kendi hissiyatımızın, kendi efkârımızın, elhasıl hayatımızın kıyamete kadar işlenmeyerek, ham eşya sırasında kalmasına sebep olur ki, hem ayıp, hem de günahtır.
Darılmasınlar, gücenmesinler ama sanatkârız diye meydana atılan birçoklarını biz adi birer simsar bulduk. Adi kaydını da ilave ediyoruz. Çünkü şekillerini belli etmeyecek kadar maheret gösteremiyorlar.
«EDEPSİZLİĞİN BAŞLADIĞI NOKTADA EDEBİYYAT BİTER»
Hele İçtimai, dertlerimizi dökmekten hiç çekinmeyeceğiz. Bundan maksadımız, bir takım zavallıların zannettiği, yahut zannettirdiği gibi milleti ele, düşmana karşı maskara etmek değildir. Meramımız kendimizi değil maskaralıklarımızı, maskara etmektir. Taki ülfet neticesi olarak her gün yaşamaktan hiç sıkılmadığımız, hiç acz duymadığımız bir sürü fenalıkları yavaş yavaş bırakalım da elbirlikle insanlığa doğru bir adım atalım.
Görülüyor ki, biz edebiyattan peki çok şeyler bekliyoruz. Evet memleketin aklı başında olan evlâdı, bize yan bakmaz da yardım edecek olursa neden Osmanlıların hakiki, insani bir edebiyatı vücuda gelmesin!
«HAVASSI DÜŞÜNE DÜŞÜNE AVAM OLMUŞUZ»
Mümkün olduğu kadar halkı etkileyecek eserler meydana getireceğiz. Yoksa havasa için yazı yazmağa yeltenecek sersem değiliz. Zaten altı yüz bu kadar seneden beri, yalnız havasa düşüne düşüne avam olmuş gitmişiz.
Sade yazmak bizim için asıldır. Ne zaman bu asıldan ayrı düşmüş isek, mutlaka muztar kalmışızdır. Yalnız sadelikte “Cennet”i beğenmeyip, “uçmak”, “Cehennem”i bırakıp “tamu” diyecek kadar ileri gidecek değiliz.
Hele dilimizin şivesini ister -Napolyon çizmesi çekmiş, ister İngiliz şarabı giymiş olsun— hiç bir ecnebi ayağına çiğnetmeyeceğiz. Evet eskiler gibi Arapça, Acemce düşünülüp, yahut yeniler gibi Fransızca, Almanca tertip eyleyip Türkçe’ye ondan sonra nakil olunan yazılara karşı gücümüz kadar mücadele edeceğiz. Zira dilsiz millet yaşamayacağı gibi şivesiz dilde yaşamaz.
27 Aralık 1936’da Ahirete irtihal eden Mehmet Akif Ersoy’u bugünlerde rahmet ve minnetle anıyoruz. Ruhu şad olsun. İstiklal Şairinin
Kocatepe’den Selamlar
İbrahim AYAN
.