Çok kutuplu hâle gelen ve küresel rekabetin giderek kızıştığı dünya,
VENEZUELA’DAN TAHRANA ÇOK KUTUPLU KAOS
Çok kutuplu hâle gelen ve küresel rekabetin giderek kızıştığı dünya, artık kurallara dayalı küresel sistemin ortadan kalktığı bir durumla karşı karşıyayız. Dünya, ülkeler arasında çıkar odaklı alışverişleri temel alan, derin ve uzun soluklu stratejik altyapılara dayanmayan, müşterek kurallara dayalı uluslararası düzenin işlemesine öncelik vermeyen işlemselcilik yaklaşımına doğru evirilmektedir. Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nda Kanada Başbakanı Mark Carney, son dönemdeki gelişmelerle kurallara dayalı küresel düzenin hikâye olduğunu söyledi. Bunun artık sonlandığını belirterek “Açık konuşayım. Bir geçiş döneminde değiliz, bir kopuşun tam ortasındayız.
Bu ortamda adil bir dünya düzeni beklemek zor görünmektedir.
KURALLI DÜZENIN YERINE GÜÇ SIYASETI
Birleşmiş Milletlerin (BM) kuruluşu, bir denge arayışıydı, kurallar getirmişti. Ama güçlü devletler bu kuralları çoğu zaman ihlal edip eşitsizliği artırdığı için bu düzen adalet beklentisini tam karşılayamadı. Rusya veto ettiği için Ukrayna’da tek bir ateşkes kararı bile alınamadı. Gazze savaşı, yalnızca insani felaketin boyutlarını ve uluslararası toplumun soykırım gibi ağır suçları durdurmadaki başarısızlığını ortaya koymakla kalmadı; aynı zamanda uluslararası sistemin yapısal zaafını da gözler önüne serdi.
Venezuela Devlet Başkanı’nın kaçırılarak ABD’de yargılanması, uluslararası hukuk açısından ciddi bir kırılmanın işaretidir. Bir ülkenin devlet başkanının bir gece yatağından alınarak zorla başka bir ülkeye götürülmesi, güçlü olmayan ülkelere verilen net bir mesajdır. Onlara kurallara değil, güç dengelerine bakın denilmektedir.
ABD’nin baskın gücü, Çin’in yükselişi, Rusya’nın Ukrayna savaşı ile meydan okuması ve Avrupa’nın iç krizleri, Avrupa-ABD gerilimi, Ortadoğu’daki çatışmalar küresel dengeleri zorluyor.
Çin, Rusya ve Batı’nın Afrika’daki nüfuz mücadelesi hızlanıyor. Venezuela’nın hedef hâline gelmesinin ardında dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip bir ülke olması vardır.
Venezuela’da yaşananlar, sadece bir devlet başkanının tutuklanması ve yargılanmasıyla sınırlı değildir. Tıpkı imparatorluklar çağındaki gibi, Venezuela’nın servetine doğrudan el konulması olayıdır.
Zengin doğal kaynaklar ve kırılgan devlet yapıları, küresel güçlerin sert hamlelerine açık kapı bırakıyor. Küresel tedarik zincirleri kırılıyor, enerji ve gıda güvenliği yeniden stratejik mesele hâline geliyor, dijitalleşme ve yapay zekâ yarışı, güç mücadelesinin yeni cephesi oluyor. İklim değişikliği, salgınlar, göç dalgaları ve çevre krizleri eklenince, mevcut düzenin kırılganlığı daha da görünür hâle geliyor.
Donald Trump, ABD’nin ““Uluslararası hukuka ihtiyacım yok!” diyerek dünyaya meydan okumaktadır. ABD’nin Venezuela’da Maduro’yu Caracas’taki evinden askerî operasyonla alması ve Trump’ın Grönland gibi stratejik bölgelere yönelik açık iştahı, Washington’un artık müttefik hassasiyetlerinden ziyade doğrudan ulusal çıkar ve reelpolitik odaklı hareket ettiğini göstermektedir. Avrupalı müttefiklerinin ABD’nin Grönland’ı ele geçirme girişiminin NATO’nun sonu olacağını söylemesine karşılık, Trump ittifaka yönelik eleştirilerde bulunarak; “Bizim onlara ihtiyacımızdan çok onların bize ihtiyacı var!” diyebiliyor.
DÜNYA DÜZENİYENİDEN ŞEKİLLENİYOR
Uluslararası hukuk düzeninin işlevini yitirdiği bir dönemin içerisindeyiz. Gazze’den Venezuela’ya kadar uluslararası kuralların aşındığı yeni bir dünya düzeni söz konusudur. Venezuela ve İran örneklerine baktığımızda, bu yeni dönemin hem bölgesel hem küresel düzeyde istikrarsızlık oluşturan yeni fay hatları ürettiğini görüyoruz. Dünya hiç bu kadar kutuplaşmamıştı. 80 yıl önce kurulan küresel düzen çatlamaya devam ediyor. ABD’nin sert hamleleri, Çin ve Rusya gibi aktörleri karşı bloklar kurmaya itiyor. Bu da düzenin yerine “çok kutuplu kaos” dediğimiz, sürekli krizlerle şekillenen bir ortam yaratıyor.
ABD’nin Venezuela üzerinden sergilediği küstahça davranış, küresel güç dengelerini ve uluslararası hukuk anlayışını derinden sarsmıştır. Söz konusu durum uluslararası hukukun, devlet egemenliğinin ve BM Şartı’nın Washington tarafından fiilen tedavülden kaldırıldığını ilan etmektedir.
Bu eğilim küresel düzenin daha kaotik ve öngörülemez bir yapıya doğru evirilmesine yol açmaktadır. Dünya siyaseti, “gücün haklı olduğu” daha otoriter bir döneme doğru gitmektedir. Özgürlük, eşitlik, kardeşlik, adalet gibi kavramlar artık slogandan öte bir anlam ifade etmemektedir.
Ortadoğu’da, Afrika’da Sahel Bölgesi, Mağrip Bölgesinde ülkeler arasındaki çatışmaya ve Uzak doğuda Çin, Tayvan, Kuzey Kore’ye baktığımızda dünyanın büyük bir dönüşümden geçtiğini görüyoruz. Rusya Ukrayna’yı, ABD ise Kanada’yı ve Grönland’ı ilhak etmek istiyor. Washington ve
Moskova, Avrupa’yı presliyor. Avrupalı siyasetçiler, “Ön görülemez ABD’ye karşı, tutarlı bir Çin’i tercih ederiz!” görüşünü dile getiriyor. ABD, çıkarlarına artık hizmet etmediklerini belirterek 31’i BM kuruluşu olmak üzere toplam 66 uluslararası örgütten çekilmeye ve bu kuruluşlara sağladığı fonları sonlandırmaya karar veriyor, NATO ile bağını koparmaya yöneliyor. Trump sadece kendisinin patron olduğu, Çin ve Rusya vetosunun bulunmadığı, tek veto hakkının kendinde olduğu BM’nin kontrolü dışında bir yapılanmaya gidiyor.
ABD ve İsrail, toplumsal protestolarla sarsılan İran’a askerî müdahale yapacaklarını, açıkça saldıracaklarını, İran rejimini yıkacaklarını söylüyorlar. Alternatif olarak bulabildikleri tek kişi de ABD’de yaşayan, Siyonistlerin Ağlama Duvarı’nda gözyaşı döken devrik Şah Rıza Pehlevi’nin oğlu.
Asıl mesele, küresel güç dengelerinin ekonomi, para, enerji ve teknoloji ekseninde yeniden kurulmasıdır. Küresel güç odakları kendilerine kayıtsız şartsız hizmet edecek, o ülkenin kaynaklarını sömürmeye izin verecek liderler arıyor. Her türlü maddi, manevi ve insani değer onlar için sadece kullanılacak birer malzemedir.
ORMAN KANUNU DÜZENI VE TRUMP DOKTRINI
Yaşadığımız çağ, uluslararası hukukun yerine seçkin güçlünün çıkarlarına göre işleyen bir “orman kanunu” dünyasıdır. Küresel düzen hızla kuralsız duruma gelmektedir. Düzenin sonunu getiren yeni denilen geçiş çağı düzeninde orman kanunu ile kuralsızlık fiili bir yönetim biçimine dönüşmekte, haklı değil güçlü olan kazanmaktadır. Küresel düzen hızla kuralsız duruma gelmektedir.
Düzenin sonunu getiren yeni denilen geçiş çağı düzeninde orman kanunu ile kuralsızlık fiili bir yönetim biçimine dönüşmekte, haklı değil, güçlü olan kazanmaktadır. Gidişat kurallı bir dengeye değil, kuralsız bir kaosa doğru evirilmektedir. Siyonist rejimin yetmiş yıldır BM kurallarını hiçe sayması, işlediği suçların cezasız kalması Gazze’yi yerle bir ederken uluslararası hukuk düzeninin aciz kalması gibi.
Trump ve destekçileri Venezuela’dan sonra sıranın Küba’ya ve İran’a geleceğini söylüyorlar.
Trump’ın, 1823’ten beri ABD’nin Batı Yarımküre’deki üstünlüğünü savunan Monroe Doktrini’ni “Donroe Doktrini”ne dönüştürerek daha sertleştirdiği ve sadece Batı ile sınırlı olmadığı görülmektedir. Monroe Doktrini, başlangıçta savunmacı ve antikolonyal bir karakter taşısa da zamanla ABD’nin Latin Amerika ve Batı Yarımküre üzerindeki nüfuzunu meşrulaştıran çok daha sert, müdahaleci ve işlemsel dış politikasını tanımlamak için bizzat Trump ve destekçileri tarafından Donroe Doktrini’ne dönüştürülmüştür. Monroe daha çok koruma odaklıyken, Donroe askerî ve ekonomik hegemonya ve müdahale odaklıdır ve enerji ve ticaret hatları üzerinden yalnızca Latin Amerika’yı değil, Atlantik’in iki yakasını da etkilemektedir. Gelelim İran’daki olaylara:
Kocatepe’den Selamlar
İbrahim AYAN